Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun

Tarih:

Amerikan Hegemonyası’nın Sonu

Diğer Başlıklar

Follow Us on Social Media

Batı destekli Afgan hükümetinin ağustos ayında çökmesinin ardından, Kabil’den kaçmaya çalışan çaresiz Afganların korkunç resimleri, Amerika’nın dünyadan yüz çevirmesiyle dünya tarihinde önemli bir dönüm noktasına işaret ediyor gibiydi. Oysa gerçekte, Amerikan döneminin sonu çok daha erken gelmişti. Amerika’nın zayıflığının ve düşüşünün uzun vadeli sebepleri uluslararası olmaktan çok yereldir. Ülke, uzun yıllar boyunca büyük bir güç olarak kalacaktır ama ne kadar etkili olacağı, dış politikadan ziyade içerideki sorunları düzeltebilme yeteneğine bağlı olacaktır.

Amerikan hegemonyasının zirve dönemi, 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasından 2007-09 mali krizine kadar, 20 yıldan daha az sürdü. Ülke, askeri, ekonomik, siyasi ve kültürel birçok etki alanında baskındı. Amerika’nın güç zehirlenmesinin zirvesi 2003’teki Irak işgaliydi ve bu işgal ile yalnızca Irak ve Afganistan’ı (Irak’tan 2 yıl önce Afganistan işgal edilmişti) değil tüm Orta Doğu’yu yeniden kurmayı ummuşlardı. Amerika, derin siyasi değişimler getirmedeki askeri gücünün etkinliğini, tıpkı serbest piyasa ekonomik modelinin etkilerini ciddiye almadığı gibi, abartmıştı. Bu on yıl, iki kontrgerilla savaşı ve finansal kriz sebebiyle, birliklerin çıkmaza girmesine sebep oldu ve son buldu. Bu finansal kriz, Amerika’nın liderlik ettiği küreselleşmenin getirdiği eşitsizlikleri gözler önüne sermişti.

Döşeme Tahtalarındaki Termitler

Bu dönemde görülen “tek kutupluluk” derecesi tarihte ender rastlanılan bir durumdu ve Çin, Rusya, Hindistan, Avrupa ve diğer merkezlerin Amerika’ya göre güç kazanmasıyla birlikte, o zamandan beri dünya daha normal bir “çok kutupluluk” durumuna geri dönüyor.

Afganistan’ın jeopolitika üzerine yapacağı etkinin küçük olması beklenir. Amerika, 1975’te Vietnam’dan, aşağılayıcı bir yenilgiden sonra çekildiğinde ayakta kaldı ve 10 yılı biraz aşkın bir süre içerisinde egemenliğini yeniden kazandı. Amerika’nın küresel konumu için içişleri dışarıdan daha büyük bir sorun teşkil ediyor.

Amerikan toplumu derin şekilde kutuplaşmıştır ve herhangi bir konuda bir fikir birliği bulmanın gerçekten zor olduğu aşikardır. Bu kutuplaşma, vergiler ve kürtaj gibi muhafazakar politikalar üzerinden başladı ancak o zamandan beri kültürel kimlik üzerinde şiddetli bir kavgaya dönüştü. Normalde pandemi gibi büyük bir dış tehdit, toplumun ortak bir paydada buluşmasını sağlamalıydı. Fakat COVID-19 krizinin, sosyal mesafe, maske takma ve aşıların, toplum sağlığı önlemleri olarak değil siyasi işaretler olarak görülmesiyle birlikte, Amerika’nın bölünmelerine daha da derinleştirmesine hizmet etti. Bu çatışmalar, spordan tüketici ürünleri markalarına kadar hayatın her alanına yayıldı.

 “Amerika’nın Dışarıdaki Etkisi İçerideki Sorunlarını Çözebilme Yeteneğine Bağlıdır

Kutuplaşma dış politikayı direkt etkiledi. Barack Obama’nın başkanlık döneminde, Cumhuriyetçiler şahin bir duruş sergilediler ve Demokratları Rusya’nın “resetlemesi” ve Vladimir Putin’e ilişkin saflıkları nedeniyle azarladılar. Donald Trump ise Bay Putin’i kucaklayarak durumu değiştirdi. Bugün, Cumhuriyetçilerin neredeyse yarısı, Demokratların Amerikan yaşam tarzına Rusya’dan daha büyük bir tehdit oluşturduğuna inanmış durumda.

Çin konusunda ise daha belirgin bir birlik söz konusu. Hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar Çin’in demokratik değerleri tehdit ettiği konusunda hemfikir. Ancak bu durum Amerika’yı sadece şimdiye kadar taşıyabiliyor. Eğer Tayvan’a doğrudan bir Çin saldırısı olursa bu Amerikan dış politikasına Afganistan’dan çok daha büyük bir test olacaktır. Acaba Birleşik Devletler’in oğulları ve kızları kendilerini o adanın bağımsızlığı için feda etmeye istekli olacaklar mı? Ya da sahiden Rusya’nın Ukrayna’yı ikinci kez işgal etmesi durumunda Rusya ile askeri çatışma riski doğar mı? Bunlar cevapları kesinlikle kolay olmayan ciddi sorular ancak Amerika’nın ulusal çıkarları hakkında mantıklı bir tartışma, muhtemelen öncelikli olarak partizanların mücadelesini nasıl etkilediği merceğinden yürütülecektir.

Başkan Joe Biden yönetiminin ilk yılındaki en büyük politik fiyaskosu Afganistan’ın hızlı çöküşünün yeterince planlanmamasıydı. Bay Biden, Rusya ve Çin’den gelen daha büyük zorluklara odaklanmak için bu geri çekilmenin gerekli olduğunu öne sürdü. Umarım Biden bu konuda ciddidir. Amerika’nın Ortadoğu’daki isyanı bastırmaya odaklanmasından dolayı Bay Obama hiçbir zaman Asya’ya dönüş sağlamada başarılı olamadı. 2022’de yönetimin, jeopolitik rakipleri caydırmak ve müttefiklerle yeniden ilişki kurmak için, kaynaklarını ve politika yapıcılarının odağını yeniden düzenlemesi gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin daha önceki hegemonik statüsünü tekrar kazanması zor ve bu statüyü tekrar istememelidir de. Umabileceği şey ise, kendisiyle benzer düşüncede olan ülkelerle, demokratik değerlerle dost bir dünya düzenini sürdürmektir. Bunu yapıp yapamayacağı ise içeride ulusal bir kimlik ve amaç duygusunun geri kazanılmasına bağlı olacaktır.

https://www.economist.com/the-world-ahead/2021/11/08/francis-fukuyama-on-the-end-of-american-hegemony

The Economist, www.economist.com’da 8 Kasım 2021 tarihinde yayımlanan İngilizce aslından Emre Korkmaz tarafından PİTGEM için çevrilmiştir.

 

Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun