Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun

Tarih:

Sistem Reformu 1: Düzenleyici Kurumlar Rejimi (Bölüm 1)

Diğer Başlıklar

Follow Us on Social Media

Türkiye’de Yönetim Sistemi Reformu: PİTGEM Çalışma Atölyesi

Türkiye’de kamu yönetimi alanında sürekli reform çalışmaları olmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar da yasama, yürütme ve yargı yapılarında çok önemli değişiklikler ve reform çalışmaları yapılmıştır. Sürekli olarak anayasa değişiklikleri yapılmış, siyasi ve idari yapılar ve yönetim mekanizmalarında kritik değişikliklere gidilmiştir. 2010 yılında referandum ile kabul edilen kapsamlı Anayasa Değişikliği ve benzeri kritik yasal düzenlemeler yanında 2017 yılında yine referandum ile kabul edilen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ ile yeni bir sisteme geçiş yapılmıştır. Son yirmi yılda yapılan tüm yapısal ve sistemsel değişiklikler, reformların artı ve eksileri çok kapsamlı ve detaylı bir analiz gerektirmektedir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde yeniden düzenlemesi gereken ciddi sorunlar olduğu, artan yönetim krizleri ile birlikte daha çok dillendirilmeye başlanmıştır. Mevcut sistemde bir reform ihtiyacı olduğu konuşulurken, ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni birlikte oluşturup savunan Cumhur İttifakı’nın ana siyasi partileri Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi henüz mevcut sistemde bir reform yapma sinyali vermese de bu hafta TBMM’ye sunmak üzere hazırladıkları kanun tasarısı ile yine önemli siyasi ve idari değişiklikler planladıklarını açık etmişlerdir. Ayrıca, muhalefet partilerinin uzun zamandır siyasi söylem haline getirdiği ve altı muhalefet partisinin bir araya gelerek 28 Şubat 2022’de açıkladığı ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’ önerisi ile birlikte sistem reformu tartışmaları iyice alevlenmiştir.

Sistem reformu tartışmalarına önceki ve mevcut siyasi/idari/yargısal kurum ve mekanizmaların kurumsal yapıları ve pratikteki işleyiş süreçlerine bakarak ve doğrudan sorunlara ve çözümlere odaklanarak katkı sunmayı amaçlayan Politika, İnovasyon, Tasarım ve Gelişim Merkezi’nin (PİTGEM’in) ‘Türkiye’de Yönetim Sistemi Reformu’ genel başlığı altında bir seri halinde yayınlayacağı çalışmaların bir parçası olarak bu makale hazırlanmıştır. Türkiye’deki yeni yönetim sisteminin oluşturduğu ya da yeniden yapılandırdığı yasal kurum ve mekanizmalar, 2002’den bu yana gelen eski kurumsal yapı ve uygulamalar ile karşılaştırmalı olarak tarihsel bir süreç içerisinde, ancak güncel eksi ve artılarına odaklanarak incelenecektir.

Sistem Reformu: Düzenleyici Kurumlar Rejimi (Bölüm 1)

Özet

Türkiye’de daha çok ‘üst kurullar’ veya ‘düzenleyici kurumlar’ gibi ifadeler ile anılan,  dünyada ‘bağımsız regülasyon kurumları,’ ‘bağımsız idari otoriteler’ gibi çeşitli isimlendirmeler ile ülkelerin kamu yönetimi sistemleri içerisinde artan yetkiler ve rollere sahip olan ‘bağımsız/özerk düzenleyici kurumlar’ sosyal, ekonomik ve kültürel hayatın her alanında hem kamu kurumları hem özel şirketler hem de sivil toplum üzerinde ‘düzenleme, denetleme ve yaptırım uygulama’ gibi ciddi yetkilerine sahip otoriteler olarak ortaya çıkmışlardır. Türk kamu yönetimi sisteminin içerisindeki sayıları ve ağırlıkları özellikle 2000’li yıllardan sonra önemli ölçüde artmıştır. ‘Bağımsız/özerk düzenleyici kurumlar’ geleneksel bürokratik/idari kurumlardan ayırt edici özelliklere sahiptirler ve yasa ile düzenlenmiş belli özelliklere haiz değiller ise ‘düzenleyici kurum’ olamazlar. Geleneksel bakanlık ve bürokrasi yapıları ve kurumlarına ek olarak kendilerine has özellikleri ile sayısız kamu sektörlerinde otorite haline gelen bu kurumların yönetsel anlamda oluşturdukları yapıya ‘düzenleyici kurumlar rejimi’ demek de mümkündür. İki bölümlü makalenin, bu birinci bölümünde, düzenleyici kurumların dünyada ve Türkiye’deki gelişim serüveni, temel özelliklerini ve devlet içindeki kritik rollerini ele alacağız. İkinci bölümde ise, bu kurumların son yirmi yılda geçirdikleri dönüşümleri, bugün nerede durduklarını ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi içerisinde nerede durduklarını, yeni sistem reformu ile yapı ve işlevlerinin nasıl bir değişim geçirdiğini ileriye yönelik çözüm önerileri ile irdelemeye çalışacağız.

Giriş

İki bölüm halinde yayınlanacak olan bu makalede, sistem reformu analiz serisinin ilk konusu olarak düzenleyici kurumlar rejimi ele alınacaktır. Türkiye, son yirmi yılda önemli siyasal-yönetsel bozulmalar, kayıplar, geriye gidişler yaşamıştır. Belirli alanlarda ciddi reform ve yeniden düzenleme ihtiyacı devam etmektedir. Bu bağlamda sorunları detaylı analiz ederken, çeşitli restorasyon ve/veya çözüm önerileri de sunmaya çalışacağız. Sistem reformu serisinin bu ilk bölümünde, halk arasında “üst kurullar” olarak bilinen düzenleyici kurumlar rejimini irdelemeye çalışacağız. Makalenin ilk bölümünde; düzenleyici kurumların özelliklerini, dünyada ve Türkiye’de ortaya çıkış nedenlerini ve anayasal yönetim sistemi içinde nerede konumlandıklarını ele alacağız. Ülkemizdeki örneklerin yasal ve yönetsel yapılarında, görev ve yetki alanlarında son yıllarda meydana gelen değişiklikleri ise makalenin ikinci bölümünde ortaya koymaya çalışacağız.

Dünyada Düzenleyici Kurumlar (Üst Kurullar) [1]

Günümüzde olağanüstü hızlanan teknolojik gelişmeler ve küreselleşme süreci, toplumsal ilişkileri giderek karmaşıklaştırmış, bu durum pozitif hukuk düzenine yeni kurum ve kavramların eklenmesini zorunlu kılmıştır. Çağdaş demokratik hukuk devletinin bu yeni süreçte en temel sorunu, bir yandan artan idari faaliyet alanlarına uygun yönetim anlayışlarını ve kurumlarını oluştururken, öte yandan da bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin en kapsamlı biçimde korunması olmaktadır. Bu arayışların ortaya çıkardığı ürünlerden biri de “bağımsız düzenleyici kurumlar (üst kurullar)”dır.

İlk olarak ortaya çıktığı yer olan ABD’de “independent regulatory agencies”, İngiltere’de “quasi autonomous non-governmental organizations (quangos)” olarak anılan bu kurumlar, akademik çalışmalarda Fransızca karşılığından (les autorités administratives indépendantes) “bağımsız idari otorite” (BİO) olarak adlandırılmaktadır. Türkiye kamuoyunda ise “üst kurullar” ya da daha yaygın olarak “düzenleyici kurumlar” olarak tanımlanmaktadırlar. Çalışmamızda da bu yaygın isimlendirme benimsenmiştir.

Politikacılara duyulan güvensizlik ve bazı hassas teknik alanları siyasal müdahale dışında tutma isteği, öteden beri bu kurumların en önemli ortaya çıkış nedeni olarak gösterilmekte ve kamu yaşamı için son derece önemli bazı sektörlerde objektifliğin ve yansızlığın güvencesi olarak görülmekteyseler de varlık nedeninin böyle dar kapsamlı tanımlanması, giderek terk edilmektedir. Günümüzde devletin birincil görevleri arasında “regülasyon” un öne çıktığı ve bu görevin; klasik bürokratik yapılanma dışında, hızlı ve etkin karar alabilen ve uygulayabilen pür uzman düzenleyici kurumlar eliyle yürütülmesinin zorunlu olduğu daha geniş kabul görmektedir.

Düzenleyici Kurumların Asıl İşlevi: Regülasyon

Regülasyon, belirli bir alanı düzenleme, bu alanda faaliyette bulunacak aktörler açısından oyunun kurallarını belirleme ve bu kurallara uyulup uyulmadığını denetleyerek, aykırı davrananlara yaptırım uygulama etkinliklerinin bütününü ifade etmektedir.

Regülasyon yapmak üzere düzenleyici kurumların oluşturulması, küreselleşme olgusu ile de yakından ilgilidir. Özellikle 1980’lerden sonra sermayenin “ulus-aşırı”laşması, ulusal işletmelerin özelleştirilmesi yoğunlaşmış, bunun sonucunda devletin öteden beri doğrudan doğruya ve çoğu kez tekel olarak faaliyette bulunduğu pek çok alan da rekabete açılmış ve bu durum, devletlerin ulusal piyasalara müdahalesinin asgariye indirilmesini gerektirmiştir. İşte bu alanların regülasyonu, iki amaca hizmet etmektedir: Rekabetçi bir piyasa düzeninin yerleşmesini sağlamak; kurallara aykırı davranışları önleyerek hem alandaki bütün girişimcilerin hem de tüketicilerin hak ve menfaatlerini korumak.

Bu anlamda, “regülasyon” kavramı, devletin işlevindeki bir dönüşümü de ifade etmektedir. Devletin kamu örgütleri aracılığı ile gerçekleştirdiği “topluma hizmet sunma” etkinliği, artık yerini piyasa mekanizmasının kurallarının tam anlamıyla gerçekleşmesini sağlamaya yönelik bir tür hakemliğe bırakmaktadır. Yani, regülasyonda devletin piyasaya güdümcü müdahalesi amaçlanmamaktadır; tam tersine, piyasa aktörlerinin, mekanizmanın işleyişine yönelik yapay müdahalelerinin denetim altına alınması söz konusudur.

Kara Avrupa’sı ülkelerinde 1980’li yıllardan sonra gündeme giren düzenleyici kurumların ABD’deki varlıkları ise çok daha uzun bir geçmişe dayanmaktadır. Bu ülkede ilk özerk düzenleyici kurum 1887 yılında kurulan “Interstate Commerce Commission”dur. Halen varlığını sürdüren 100 civarında “bağımsız federal düzenleyici kurum” içinden 7’si (yedi büyük (big seven)) iş yaşamı açısından önem taşımaktadır.

Düzenleyici Kurumların Görev Alanı

Gerek süregelen uluslararası uygulamalara gerekse de Türkiye’deki görece yeni uygulamalara bakıldığında, bu kurumların görevlerini birkaç ana kategoride toplamak olanaklıdır:

  • Belirli bir sektörde faaliyette bulunacak kuruluş ve kişilere izin, lisans, onay, yetki vermek,
  • Yönetmelik, tebliğ, genelge gibi düzenleyici metinler yayımlamak,
  • Görev alanında denetim yapmak ve buna bağlı olarak gerektiğinde suç duyurusunda bulunmak,
  • Para cezası, faaliyetten geçici veya sürekli yasaklama gibi yargı-benzeri yaptırımlar uygulamak,
  • Görev alanı ile ilgili olarak genel yönetim işlevlerine çeşitli düzeylerde katılmak.

Sayılan faaliyetlerin ağırlığı ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Bazı ülkelerde ve bazı kurumlarda düzenleme işlevi öne çıkarken, bazıları için denetim işlevinin öne çıkmakta, “genel yönetime katılıma” fonksiyonunun ise genellikle gelişmekte olan ülkelerde ağırlık kazandığı, gelişmiş ülkelerde pek görülmediği belirtilmektedir.

Düzenleyici Kumların Bağımsızlık (Özerklik) Gereksinimi

Düzenleyici kurumların en belirgin ayırt edici özelliği, “bağımsızlık/özerklik”tir. Bağımsızlık gereksinimi; kurumların “siyaset üstü” olması, yani siyasi otoriteden bağımsız düzenlemeler yaparak kararlar üretebilmesi anlamına gelmemektedir. Bu kurumlar açısından, bağımsızlığın iki boyutu bulunmaktadır: Birinci boyut, “organik bağımsızlık”tır ve bu; kurumlardaki karar vericilerin (kurul üyelerinin) “statüsel” güvencelere sahip olmaları demektir. Böylelikle, düzenleyici kurumların karar ve işlemleri; siyasal (hükümet, siyasi partiler vs.) ve siyasal olmayan (piyasalar, medya, meslek örgütleri, başka kamusal örgütler vs.) iktidar odaklarının etkisi altında kalmayacaktır. Bağımsızlığın ikinci boyutu, “işlevsel bağımsızlık”tır. İşlevsel bağımsızlık, bu kurumların işlem ve kararlarının sadece yargı denetimine tabi olması, bunun dışında kalan klasik idari denetim biçimlerinin hiçbirine tabi olmamaları demektir.

Kurumların bağımsızlık/özerklik gereksinimi ve bunun fiili görünümü, ülkeden ülkeye değişmektedir. En güçlü göründükleri ülke olan ABD’de bir tür hizmet yönünden federalizm işlevi gören bu kurullar, adeta devletin dördüncü gücü konumundadırlar ve zaten Anglo-Sakson yazınında bu kuruluşlar için “Forth Branch of Government (Devletin Dördüncü Erki)” deyimi kullanılmaktadır. Üniter sistemlerde ise, örneğin Fransa’da, yürütme erkine dahil, ancak kendine özgü kuruluşlar olarak kurgulanmışlardır. Tüzel kişiliğe sahip olmamalarına rağmen, hükümetlerin otoritesine bağımlı değildirler. Merkezi yönetimin vesayet denetimine de tabi olmaksızın çok geniş yetkilerle donatılan bu kurumların, ülkelerin klasik idari yapılanması içinde nereye konulacakları konusu, aradan geçen bunca yıla karşın, uygulandıkları bütün ülkelerde halen tartışma konusu olmaya devam etmektedir.

Türkiye uygulamalarında; düzenleyici kurumların organik bağımsızlığı bağlamındaki güvenceler arasında; kurul üyelerinin belirlenmesinin bütünüyle yasama ya da yürütme organlarına bırakılmaması, üyelerin belirli süre için seçilmesi ve bu sürenin sonuna kadar görevden alınamaması, üyelerin bir bölümünün belirli sürelerde değiştirilmesi, ikinci kez atanma yasağı sayılabilir. Türkiye uygulamalarında, bu kurumların kuruluş yasalarına “kimseden emir ve talimat almayacaklarına” ilişkin hükümler de yazılabilmektedir. Bütün bunları, yargıçlara tanınan güvencelere benzetmek mümkündür.

İşlevsel bağımsızlığın sağlanması açısından ise bu kurumlar merkezi idarenin hiyerarşik ya da vesayet denetimlerine[2] tâbi kılınmamıştır. Fakat diğer kamusal örgütler gibi, bütün eylem ve işlemleri yargı denetimi altındadır.

İşlevsel bağımsızlık bağlamında, “parasal kaynak” bağımsızlığından da söz etmek gerekmektedir. Türkiye uygulamalarında bu kurumlar, mali açıdan merkezi yönetimin anlık karar ve tercihlerine bağlı kılınmamakta; bunun için görev yaptıkları sektörlerde kendileri için yasal gelir kaynakları yaratılmaktadır. Bu gelir kaynakları; piyasa aktörlerinden tahsil edilen çeşitli izin, ruhsat ve/veya tahsis gelirleri, katılım payları, çeşitli hizmet harçları ya da cezalar olabilmektedir.

Türkiye’deki düzenleyici kurum yapılanması üzerinde de dünyadakine benzer tartışmalar olmuştur. Öyle ki, çok sayıda düzenleyici kurumun kurulduğu dönemin başbakanı, “bu kurumlara söz geçiremediğinden” yakınmıştır.[3]

Türkiye’de Düzenleyici Kurumlar

Türkiye’nin, dünyadaki gelişmelere paralel biçimde, düzenleyici kurumlara bürokratik yapısı içinde yer vermeye başlaması, 1980’den hemen sonraki döneme rastlar. Bu kurumların tümünün de en üstünde var olan “kurul” yapılanmalarından ötürü, bazen kurum, bazen de kurul olarak adlandırılmışlardır.[4] Biz bu çalışmada, her iki tanımlamayı da (kurum-kurul) aynı anlama gelecek biçimde kullandık.

Türkiye’de “düzenleyici kurum” listesi yapmak birkaç açıdan zorluk taşımaktadır: Birincisi, genellikle bakanlıkların, yerel yönetimlerin, valilik ve/veya kaymakamlıkların ya da diğer çeşitli kamu örgütlerinin hiyerarşik örgüt şemasında; tüzel kişilikleri olmayan, fakat “kurul” adıyla görev yapan, çok sayıda oluşum vardır.[5] Türkiye’de düzenleyici kurum listesi yapmanın ikinci zorluğu, zamanlamadan kaynaklanır. Yüksek Öğretim Kurulu ve Radyo Televizyon Üst Kurulu, 1980’den hemen sonra, zamanın “siyasal anlayışlarını” önceleyerek kurulmuşlardır.[6] Daha sonraki yıllarda kurulan Rekabet Kurumu, Bilgi Teknolojileri Kurumu, Kamu İhale Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun ve diğerlerinin ise belirli ekonomik faaliyet alanlarını düzenlemek amacıyla kurulduklarını söylemek daha doğrudur.[7]

Türkiye’de düzenleyici kurum yapılanmasının, Sermaye Piyasası Kurulu ile başladığı genellikle kabul edilmektedir. Halen, varlığı devam edenlerin tam bir listesini; 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nda bulmak mümkündür.[8]

5018 sayılı Yasanın 2003 yılındaki ilk biçiminde, düzenleyici kurumlar şöyle sıralanmıştır[9]:

1- Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

2- Telekomünikasyon Kurumu

3- Sermaye Piyasası Kurulu

4- Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu

5- Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu

6- Kamu İhale Kurumu

7- Rekabet Kurumu

8- Şeker Kurumu

9- Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu

10- Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu

2011 yılından sonra ise aşağıdaki kurumlar da bu listeye eklenmiştir[10]:

  • Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu,
  • Kişisel Verileri Koruma Kurumu,
  • Nükleer Düzenleme Kurumu,
  • Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu.

Bu kurumlardan;

Şeker Kurumu ile tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, 2017 yılında kapatılmıştır.[11]

Bütün bu ekleme-çıkarmalardan sonra, 5018 sayılı Kanunun ekindeki III sayılı Cetvel’de sıralanan “Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar” listesinin son hali şöyle olmuştur:

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

2) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu

3) Sermaye Piyasası Kurulu

4) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu

5) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu

6) Kamu İhale Kurumu

7) Rekabet Kurumu

8) Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu

9) Kişisel Verileri Koruma Kurumu

10) Nükleer Düzenleme Kurumu

11) Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu.

Önceki listede yer alan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na ise son listede yer verilmemiştir.

Öte yandan, her iki listede de yer verilmemiş olmakla birlikte, ülkemizde “tüm yüksek öğretimi düzenleyen ve yükseköğretim kurumlarının faaliyetlerine yön veren, kanunla kendisine verilen görev ve yetkiler çerçevesinde özerkliğe ve kamu tüzel kişiliğine sahip bir kuruluş” olan Yüksek Öğretim Kurulu da bu çalışmamızda düzenleyici kurum/kurul olarak değerlendirilmiştir.[12][13][14]

Sonuç

Türkiye’deki düzenleyici kurumları ele aldığımız çalışmamızın bu birinci bölümünde, kavramsal ve kuramsal olarak “düzenleyici kurum” yapılanmasının dünyada ortaya çıkış nedenlerini, bunların görev ve yetki alanlarını, özerklik gereğinin boyutlarını; ülkemizdeki düzenleyici kurumların yasal-yönetsel temellerini ele almaya çalıştık.

Ülkemizdeki düzenleyici kurumların gerek görev-yetki sınırlarında ve özerklik boyutlarında; gerekse de kurul yapılanmalarının nitelik, görev süresi, objektif karar üretme kapasitelerinde kuruluş aşamasından sonraki dönemlerde meydana gelen değişiklikleri ve bu değişikliklerin kurumlar üzerinde ne tür etkiler yarattığını ise ikinci bölümde ele alacağız.


[1] Bu bölümün yazımında yararlanılan kaynaklar:

  • Ali İhsan Irmak, “Türk Kamu Yönetiminde Bağımsız İdari Kurulların Yeri ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu”, İdari Uzmanlık Tezi, Haziran 2013, Ankara.
  • Ümit Sönmez, Piyasamın İdaresi: Neoliberalizm ve Bağımsız Düzenleyici Kurumların Anatomisi, İletişim Yayınları, 2011, İstanbul.
  • Şebnem Sayhan, “Bağımsız İdari Otoritelerin Hukuki Niteliği”, İ.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, no.: 29, Ekim 2003.
  • Ali Ulusoy, Bağımsız İdari Kurumlar, Danıştay Matbaası, 1999, Ankara.

[2] Hiyerarşik denetim; kurumların, yasal emir-komuta zinciri içinde bağlı bulundukları üst makam ve oluşumlar tarafından denetlenmesidir. Vesayet denetimi ise kurumların, yönetsel “üstü” konumunda olmayan makam ve oluşumlar tarafından, yasaların verdiği açık yetki ile denetlenmesidir. Hiyerarşik denetim doğal, vesayet denetimi ayrıksı durumdur.

[3] Başbakan Bülent Ecevit, 2001.

[4] Örneğin Rekabet Kurumu, ama Radyo Televizyon Üst Kurulu; ya da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, ama Sermaye Piyasası Kurulu; ya da Yüksek Öğretim Kurulu, ama Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu.

[5] Bu yapılara; bakanlıkların teftiş kurulları, il ve ilçelerdeki hıfzısıhha kurulları, Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, bakanlıklar ve bağımsız genel müdürlüklerdeki uzlaştırma kurulları, disiplin kurulları vs. örnek verilebilir.

[6] Sermaye Piyasası Kurulu da 1980’den sonra (1981 yılında) kurulmuş olmakla birlikte, onun kuruluşunda “dönemin siyasal anlayışlarının” değil, ekonomik gerekliliklerin belirleyici olduğunu söylemek daha doğru olur.

[7] 1980’den hemen sonra kurulan düzenleyici kurumların “kurul” adıyla, daha sonra kurulanların ise “kurum” adıyla anıldıklarını da burada kaydetmeliyiz.

[8] 24.12.2003 günlü ve 25326 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol

Kanunu’nun ekindeki III sayılı Cetvel’de yer alan kurumlar.

[9] Düzenleyici Kurumların ilk kuruluş düzenleri için, aşağıdaki yasaların ilk yayımlandıkları şekline bakılması gerekmektedir:

  • Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK): 3984 sayılı “Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun.”
  • Telekomünikasyon Kurumu (TK): 4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı “Telsiz Kanunu.”
  • Sermaye Piyasası Kurulu (SPK): 4487 sayılı Kanunla değişik 2499 sayılı “Sermaye Piyasası Kanunu.”
  • Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK): 4491 ve 4672 sayılı Kanunlarla değişik 4389 sayılı “Bankalar Kanunu.”
  • Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK): 4646 sayılı Kanunla değişik 4628 sayılı “Elektrik Piyasası Kanunu.”
  • Kamu İhale Kurumu (KİK): 4734 sayılı “Kamu İhale Kanunu.”
  • Rekabet Kurumu (RK): 4054 sayılı “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun.”
  • Şeker Kurumu: 4634 sayılı Şeker Kanunu.
  • Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu: 4733 sayılı “Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun.
  • Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu: 5020 sayılı Kanunla değişik 4389 sayılı Bankalar Kanunu.

[10]

  • Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu: 02.11.2011 günlü ve 28103 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 660 sayılı “Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname.”
  • Kişisel Verileri Koruma Kurumu: 07.04.2016 günlü ve 29677 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.
  • Nükleer Düzenleme Kurumu: 09.07.2018 günlü ve 30473 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 702 sayılı “Nükleer Düzenleme kurumunun Teşkilat ve Görevleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması hakkında Kanun Hükmünde Kararname.”
  • Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu: 18.10.2019 günlü ve 30922 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan “Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri hakkında 47 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi.”

[11] Şeker Kurumu, 24.12.2017 günlü ve 30280 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 696 sayılı KHK’nın 73. maddesi ile; Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu ise aynı KHK’nın 81. maddesi ile kapatılmıştır.

[12] 06.11.1982 günlü ve 17506 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yüksek Öğretim Kanunu’nun 6. maddesindeki tanımlama ve sonraki maddelerde yer verilen bütün düzenlemeler, Yüksek Öğretim Kurulu’nun “düzenleyici kurumlar” arasında sayılmasını gerektirmektedir.

[13] Diyanet İşleri Başkanlığı ve Futbol Federasyonu gibi bazı kurumların da bu kapsamda sayılıp sayılmayacakları konusunda akademik tartışmalar vardır.

[14] Ülkemizde yukarıdaki alanlara ek olarak; devlet borçları, sigortacılık, çevre sorunları, gıda ve ilaç sorunları, trafik ve trafik güvenliği sorunları, denizcilik ve ulaştırma sorunları, spor ile ilgili alanların da bağımsız idari otoriteler tarafından düzenlenmesi gerektiği, bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülmektedir.

 

 

Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun