Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun

Tarih:

Çeşitli Kavramlar Üzerine Bir Deneme: Göç Olgusu ve Türkiye

Diğer Başlıklar

Follow Us on Social Media

Özet

Bu yazının temel amacı, göç kavramının ve göç türlerinin şekillenmesine dair temel çerçeveyi çizebilmektir. Göç, insanlık tarihi kadar eski bir olguyu ifade etmektedir. Bu nedenle bu yazıda göç kavramının farklı tanımlarına yer verilmiştir. Göç, zaman içerisinde uluslararası kamuoyunun zihninde farklı biçimler almıştır. 1990’lara kadar, belki de II. Dünya Savaşı’nın getirdiği utancın da etkisiyle, göç desteklenirken, özellikle 2000’lerden sonra düzensiz göç ülkelerin en ciddi meselelerinden biri haline gelmiştir. Bu ülkeler içerisinde artık Türkiye de bulunmaktadır. Düzenli göç ile düzensiz göç arasında çok ciddi bir fark bulunduğu gibi Türkiye’nin yaşadığı sorunların önemli bir kısmı transit ülke olmasından, diğer bir deyişle düzensiz göçten kaynaklanmaktadır. Bu yazıda göçün farklı türlerine detaylıca yer verilmiştir. Yazının sonraki bölümlerinde ise bir transit ülke olarak Türkiye’nin karşılaştığı sorunlara değinilmiş; Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması, güvenli üçüncü ülke kavramı ve düzensiz göçmenlere dair siyasi söylemler ele alınmıştır.

Çeşitli Kavramlar Üzerine Bir Deneme:

Göç Olgusu ve Türkiye

I. Giriş

Göç, neredeyse son kırk yıldır sosyal bilimlerde en çok çalışılan konuların başında gelmektedir. Sosyal bilimlerdeki öneminin yanı sıra gerek iç göç gerekse dış göç birçok ülkenin gündemini belirlemektedir denilebilir. Türkiye, özellikle kitlesel göçün büyüklüğü söz konusu olduğunda, göçün artan etkisini son 10 yıldır çok net bir biçimde hissetmektedir. Sadece Suriye’de değil İran-İslam coğrafyasında ve Afrika’da görülen karşılıklar da Türkiye’nin transit bir ülke olarak düzensiz göçmenler tarafından tercih edilmesini hızlandırmıştır. Göç konusunda özellikle kavramlar üzerindeki belirsizliğin giderilmesi de oldukça mühimdir. Göçün ve göç türlerinin nasıl ele alınması gerektiğine dair kamuoyunda hassas davranılmadığı gözlemlenmektedir. Oysaki ‘düzensiz göç’ ve ‘transit ülke’ gibi kavramlar Türkiye’nin sorumlulukları veya yükümlülükleri bakımından da farklı anlamlar taşımaktadır. Türkiye’nin aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) ile olan ilişkilerini değerlendirirken de ‘transit ülke’ kavramı sıkça ele alınmaktadır. Geri Kabul Anlaşması, güvenli üçüncü ülke olmak ve düzensiz göçmenlerin veya geçici koruma statüsü altındaki bireylerin durumu ‘transit ülke’ kavramı anlaşılmadan değerlendirilemeyecektir. Bu nedenle, önce göç kavramı ve göçe dair uluslararası bakışın tarihçesi ele alınmalıdır. Sonrasında ise transit ülke kavramının irdelenmesinin daha yerinde olacaktır.

II. Göç Kavramı ve Göçe Dair Uluslararası Bakışın Kısa Bir Tarihçesi

Göç, birçok tartışmanın odağında yer alan ve son derece hassas bir olgudur. Uluslararası Göç Örgütü’ne (IOM) göre göç, bir bireyin kendi yaşadığı ana/kaynak ülkeyi başka bir yere yerleşebilmek amacıyla geçici ya da kalıcı bir biçimde terk etmesi anlamına gelmektedir. Göç kavramı ile daha çok yeni bir kente, bölgeye veya ülkeye  ‘yerleşme’ eyleminin altı çizilmektedir.[1] Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğüne göre ise göç: “Ekonomik, toplumsal, siyasi sebeplerle bireylerin veya toplulukların bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim yerinden başka bir yerleşim yerine gitme işi, taşınma, hicret, muhaceret”tir.[2]Göç olgusunun birçok yönden ele alınması bir zorunluluktur. Göç eden insanların uyum sorunlarından tutun da yerleşilen ülkede yaşanabilecek demografik problemlere kadar birçok sonucu beraberinde getirebilir. Ancak tıpkı Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Arjantin veya Kanada’da görüldüğü gibi çok kültürlü toplumların şekillenmesine ya da Almanya’da ve ABD’de görüldüğü gibi ekonomik yönden çok büyük bir atılımın gerçekleşmesine de zemin hazırlayabilir. Nitekim göç öyle bir kavramdır ki sosyoloji, siyaset bilimi, yönetim bilimleri, tarih, psikoloji, iktisat, çalışma ekonomisi vs. birçok sosyal disiplin tarafından aynı anda ele alınması gerekmektedir.

Fotoğraf-1: Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı birimler düzensiz göçmenleri kurtarırken çekilmiş bir fotoğraf.

Kaynak:https://en.sg.gov.tr/11-irregular-migrants-were-rescued-and-1-suspected-migrant-organizer-was-apprehended-off-the-coast-of-izmir (Erişim Tarihi: 26/10/2022).

Göç, her zaman dünya tarihini şekillendiren en önemli olaylardan biri olarak tarihteki yerini almıştır. Özellikle XX. yüzyılın başlarına kadar birçok gelişmiş ülkenin göçmenleri büyük bir coşkuyla karşıladığı söylenebilir. Bu ülkelerin başında ise ABD, Kanada, Avustralya, Arjantin ve Brezilya gibi özellikle Coğrafi Keşifler’den sonra Avrupalı beyaz nüfusun yerleşmeyi tercih ettiği ülkeler gelmektedir. İngiltere, Fransa, Hollanda ve Belçika gibi ülkelere göç edenler ise, XX. yüzyılın ortalarına değin, genelde bu ülkelerin sömürgeleştirdiği topraklardan daha iyi bir yaşam bulabilmek amacıyla yola çıkan insanlardı. Ancak II. Dünya Savaşı ile birlikte Avrupa’nın iktisadi yönden alt üst oluşu, Avrupa’da ve Asya’da yaşanan büyük kıyımlar ve yer değiştirmeler “göçe” bakışı da değiştirmiştir.

II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Avrupa’nın yeniden imarı ve ekonomik büyümesi için gerekli iş gücünün yetersizliği nedeniyle ülkeler kapılarını “istenen” göçmenlere açmıştır.[3] Kısacası II. Dünya Savaşı’ndan sonra özellikle Fransa, Almanya, Hollanda ve Belçika’nın başı çektiği bazı Avrupa ülkeleri Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya vb. ülkelerden işçi temin edebilmek için resmi anlaşmalar imzalanmıştır. Bu dönemde göç olgusu özellikle olumlu nitelikleriyle ülkelerin gündeminde yer almıştır. Ancak hemen şunu belirtmek gerekir ki 1960’larda yabancı işgücünün Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika ekonomilerine yaptığı katkılara rağmen göçmenlerin göç ettikleri ülkelere kolay kolay uyum sağlayamaması, bu ülkelerde yükselen aşırı-sağ hareketler, göçmenler ve yerli toplumlar arasında yaşanan çatışmalar vs. göçün olumlu yönlerinin görmezden gelinmesine zemin hazırlamıştır. Üstelik bu dönemde göç olgusunun faydalarını sadece iktisadi bakımdan ele almak gibi yanlış bir bakış açısı da ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın “gerçek” anlamda çok dilli, çok kültürlü yapısı 1960’lar boyunca yaşanan göçler sonucunda ortaya çıkmıştır.

1950’lerden itibaren dünyanın çeşitli bölgelerince teşvik edilen göç, 1990’lardan sonra yerini düzensiz göçün engellenmesi için alınan sert tedbirlere bırakmıştır. Göç ile kalkınma ya da iktisadi büyüme arasında bulunduğu iddia edilen olumlu ilişkiye rağmen ne ABD’nin ne de AB’nin (1990’lardaki ismiyle Avrupa Topluluğu) göç konusunda daha önceki dönemlere nazaran esnek olduğu söylenebilir. ABD’nin özellikle Meksika ve diğer Latin Amerika ülkelerinden ABD’ye yönelen düzensiz göçün hedefinde olması, AB’nin ise İran-İslam coğrafyasından ve Afrika’dan daha fazla düzensiz göçmen almak istememesi üzerine sınır güvenliğine dair yoğun önlemler alınmıştır. Ayrıca ‘tüm çabalara rağmen Avrupa’ya gelen bu akının kontrol edilememesi’, Avrupa’nın sınırları üzerinde kontrolünü yitirdiğine işaret ettiğine[4] dair yapılan yorumların özellikle yükselen sağ popülist akımları beslemesi düzensiz göçü kamu güvenliğini tehdit eden bir soruna da dönüştürmüştür. 1994 yılında Kahire’de düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) Nüfus ve Kalkınma Konferansı için hazırlanan eylem planında uluslararası göç alanında belirlenebilecek gerçekçi hedefler içeren bir bölüm yer almasına rağmen, 1990’lı yıllarda mülteci hareketleri dışında uluslararası göç konusunun küresel politika gündeminde ‘görünmez’ bir konu olarak kaldığı ifade edilmektedir.[5]

2000’lerle birlikte BM göç konusunda daha aktif bir görev üstlenebilmek adına ve göçün küresel yönetimi için yeni adımlar atmaya başlamıştır. Bu atılan adımlar arasında düzenli aralıklarla yayımlanan göç raporları, 2003 yılında kurulan ‘Uluslararası Göç Küresel Komisyonu (The Global Commission on International Migration)’, 2006 yılında toplanan ‘Uluslararası Göç ve Kalkınma üzerine Yüksek Düzeyli Diyalog Forumu”  ve nihayetinde 2007’de hayata geçirilen ‘Küresel Göç ve Kalkınma Forumu’ sayılabilir. BM üyesi ülkelerin Eylül 2016’da oybirliğiyle kabul ettiği Göçmenler ve Mülteciler için New York Deklarasyonu’yla birlikte, göçün ulusal bir kamu politika alanı olmasının ötesinde, öncelikli bir küresel politika meselesine dönüştüğünün uluslararası toplum tarafından somut olarak anlaşıldığı yeni bir süreç başlamıştır.[6] Uluslararası kamuoyu bakımından bu gelişme son derece önemlidir. Çünkü göç, ülkelerin teker teker kontrol edebileceği veya yönlendirebileceği kamusal bir mesele olmaktan oldukça uzaktır. Aslında göç meselesinin karmaşıklığı II. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra imzalanan Uluslararası Cenevre Sözleşmesi’nde de kendini göstermekteydi.  Ancak II. Dünya Savaşı’ndan yaşanan büyük acıların yanı sıra nüfus yapısını değiştiren kitlesel göçler ve sürgünler göçün uluslararası bir politika şeklinde ele alınmasını engellemiştir. Kamuoyu daha çok mülteciler meselesine odaklanmış ve Cenevre Sözleşmesi ile 1967 tarihinde kabul edilen Protokol çerçevesinde sadece mültecilerin durumu düzenlenmiştir.

Fotoğraf-2: İdlip’te yer alan Atme kentinde bulunan bir Suriyeli çocuk.

Kaynak: https://www.nrc.no/image/100838/coronavirus_refugees.jpg?width=768&height=384 (Erişim Tarihi: 26/10/2002).

III. Göçün Türleri

Göçü kendi içerisinde ayırmak gerekirse öncelikle oluşum nedenlerine göre göç türlerini açıklamak gerekmektedir. Oluşum türlerine göre göç ikiye ayrılmaktadır: düzenli göç ve düzensiz göç. Uluslararası Göç Örgütü (IOM ) düzenli göçü menşe ülkeden çıkışı ve ev sahibi ülkeye seyahati, transit geçişi ve girişi düzenleyen kanun ve yönetmeliklere uygun olarak insanların olağan ikamet yerinden yeni bir ikamet yerine gitmeleri şeklinde tanımlamaktadır.[7] Kısacası göçün bütün süreçlerinin yasal bir şekilde işlemesi, düzenli göçün en önemli farkıdır. Zira Uluslararası Göç Sözlüğü’nde yapılan bir başka tanıma göre düzenli göç, tanınan, izin verilen yasal kanallar kullanılarak gerçekleşen göç demektir.[8] Kısacası düzenli göç terimi ile yasal göç kavramı neredeyse aynı anlamda kullanılmaktadır ve birbirinin yerine geçen terimlerdir.

Düzensiz göç ise göç kavramının oluşum şekline göre bir diğer alt türü olarak kabul edilmelidir. Düzensiz göç; bir ülkeye yasadışı giriş yapmak, bir ülkede yasadışı şekilde kalmak veya yasal yollarla girip yasal süresi içerisinde çıkmamak anlamına gelmektedir. [9] Bir ülkede düzensiz şekilde bulunmanın pek çok hâli mevcuttur. Mesela Sığınma, Sınırlar ve Göç ile İlgili Avrupa Hukuku El Kitabı’na göre, ülkede düzensiz bir şekilde bulunma; bu ülkeye gizli giriş yapma ya da buradaki mecburi adresten kaçma ya da kişisel durumun değişmesi sebebiyle önceden kanuna uygun olan ikamet izninin yenilenmesi için artık uygun olmama gibi pek çok şekilde meydana gelebilir.[10] Yani bir ülkeye yasal yollarla gelen göçmenin düzensiz göçmen statüsüne geçmeyeceği veya geçemeyeceği öne sürülemez. Yasadışılık genelde hukuksal bir statü ya da devletlerin göçmenlere verdiği bir sıfat olarak mesafeli bir yerden tanımlanmaz, yasadışı göçmenler toplumsal bir olgu olarak kabul edilir.[11] Bu nedenle yasadışı göç ile düzensiz göç birbirinin yerine geçen kavramlar olarak düşünülmemelidir.

Düzensiz göçün etkilerinin yanı sıra düzensiz göçmen kavramının tanımı da ülkeden ülkeye değişmektedir. Çünkü düzensiz göçmen bakımından önem taşıyan üç tip ülke bulunmaktadır: kaynak ülke, hedef ülke ve transit ülke. Bir düzensiz göçmenin kendi ülkesini terk ettikten sonra ulaşmak ve nihai olarak yerleşmek istediği ülkeye hedef ülke denmektedir. Düzensiz göç; hedef ülkeler için ülkelerine yasadışı yollardan gelen veya yasal yollarla gelip yasal çıkış süreleri içerisinde çıkmayan kişileri kapsarken; kaynak ülke için ülkesini terk ederken gerekli prosedürlere uymayarak ülke sınırlarını geçen kişileri içerir. [12] Uluslararası Göç Sözlüğü’ne göre düzensiz göçmen yasadışı giriş, giriş koşullarının ihlali veya vizenin geçerlilik tarihinin sona ermesi yüzünden transit veya ev sahibi ülkede hukuki statüden yoksun kişi anlamına gelmektedir.[13] Düzensiz göç çeşitli yasadışılıklar içerdiği için şu veya bu şekilde göçmenlerin belge ve kayıtlarının tam olmaması demektir, dolayısıyla düzensiz göçmenler devlet tarafından tam olarak bilinemezler, bir alacakaranlıkta görünmezdirler.[14]Düzensiz göçmenlere dair onlarca trajedinin yaşanmasının ve bu trajedilerin genellikle insanların nezdinde bir anlam ifade etmemesinin en büyük sorumlusu bu düşünce biçimidir. Düzensiz göçmenler devletler, hükümetler ve uluslararası kuruluşlar için daha çok bir sayıya indirgenmiş vaziyettedir.

Transit göç ise düzensiz göçün alt kavramlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu değerlendirmeye rağmen transit göçün kavramsal muhtevası bakımından bir fikir birliği bulunmamaktadır. Göç literatüründe “transit göç” de dâhil hâlihazırdaki pek çok kavram ve sınıflandırma, ulus devletler ve kapitalist ekonomi odaklarında belirlenen çıkarlar ve iktidar mücadelesi içinde yer alan güçlü aktörler tarafından geliştirilerek dolaşıma sokulmakta ve bu nedenle de temel olarak göç alan ülkelerin perspektiflerini yansıtmaktadır.[15] Kısacası bu yazıda yer alan kavramlara dair özellikle BM, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYM), IOM, AB vb. uluslararası kuruluşlar tarafından geliştirilen bakış açısı da göç alan ülkelerin perspektifinden şekillenmiştir. Üstelik göç hareketlerine zemin hazırlayan askeri, siyasi ve iktisadi koşulların ardındaki uluslararası sorumluluk hiçbir zaman tam anlamıyla kabul edilmemiştir.

Harita-1: Sahara Çölü boyunca yurtdışına en çok göç veren ülkeler.

Kaynak: https://www.csis.org/analysis/peril-desert-irregular-migration-through-sahel (Erişim Tarihi: 26/10/2022).

Düzensiz göçmenlerin ülkelerini terk etmelerinin arkasında yatan en önemli iki sebep, daha iyi iktisadi şartlara sahip olmak ve hayatta kalabilme isteğidir. Sahraaltı Afrikası’ndan ve İran-İslam coğrafyasından Avrupa’ya ya da Kuzey Amerika’ya yönelen, Türkiye ve Fas gibi ülkeleri transit ülke şeklinde kullanan çoğu düzensiz göçmen özellikle hayatta kalabilme isteği ile hareket etmektedir. Uluslararası göçe kaynaklık eden ülkeler içinde yer alan Suriye, Irak, Afganistan, Bangladeş, Pakistan, Filistin, Etiyopya, Sudan ve Somali gibi ülkelerden çıkan göçmenler bir şekilde Türkiye’den geçmektedir.[16] Özellikle Irak, Afganistan, Libya, Somali, Filistin ve Suriye gibi ülkelerin istikrarsız birer çatışma bölgesine dönüşmesinde Fransa, ABD, Rusya, İngiltere, İtalya gibi ülkelerin yıllar boyunca ne kadar etkili olduğu bilinen bir gerçektir. Örnek vermek gerekirse Libya’daki çatışmaların baş aktörlerinden biri olan General Hafter’in en önemli müttefiki Fransa’dır. Fransız yetkililer 2020’de basına verdikleri bir demeçte “Libya’da istikrarsızlığın oluşması, Akdeniz üzerinden göçü tetikleyecek ve Fransa’nın stratejik çıkarlara sahip olduğu Sahra altı ülkelerin güvenliği riske atılmış olacak” diyorlardı.[17] Görüldüğü üzere Fransa Libya’daki olaylara müdahale ettiği gibi Libya’daki esas kaygısı Akdeniz üzerinden olası bir göç dalgasının sonuçları hakkında kaygılanmaktadır.

AB’de yaygın olan görüş özellikle düzensiz göçmenlerin AB değerlerine ve AB’nin kendisine bir tehdit oluşturduğu yönündedir. Bu nedenle AB’nin özellikle son yıllarda daha da sıkı bir şekilde uygulamaya başladığı düzensiz göçmenleri kabul etmeme ve geri gönderme uygulamalarının kökenleri çok daha eskiye dayanmaktadır. AB tarafından 2008’de kabul edilen Geri Dönüş Yönetmeliği çerçevesinde üçüncü ülke vatandaşlarının statüsünün net bir şekilde belirlendiği söylenebilir. Bu yönetmeliğe göre, AB’ye üye olan herhangi bir devletin sınırları içerisinde kalmak için yasal izni bulunmayan herkes bu yönetmeliğin hükümlerine tabidir. Bu yönetmeliğe göre düzensiz göçmenlerin mevcudiyetine göre ya bir düzenleme yapılması ya da söz konusu kişiler için iade kararının verilmesi gerekmektedir.[18] Ancak özellikle AB’ye üye kimi devletler, Fransa ve İtalya gibi, müdahale ettikleri ülkelerde istikrarın sağlanmasına yönelik bir sorumluluk üstlenmemektedirler.

Mesafesine göre göçün iki farklı türü bulunmaktadır: iç göç ve dış göç. Aynı zamanda işgücü göçü, mevsimlik göç, beyin göçü ve transit göç gibi farklı türler mevcuttur. Transit göç, genellikle düzensiz göç ile birlikte değerlendirilmektedir.  Diğer göç türlerine de değinmek gerekirse, ülke içerisinde geçici veya devamlı bir şekilde başka bir bölgeye, kente veya eyalete yerleşme durumuna iç göç denilmektedir. Uluslararası bir yer değişiminin söz konusu olduğu hâllerde ise dış göç kavramından bahsedilmesi gerekmektedir. Mevsimlik göç, kalıcı bir göç niteliği taşımayan, gidilen yerdeki sezonluk faaliyetlerin bitmesi sonucunda sonlanan göç türüdür.[19] Türkiye, iç göçün sonuçlarıyla hızlı bir kentleşme sürecine giren, iç göçten kaynaklanan iktisadi, toplumsal ve siyasi problemlerle baş etmek zorunda kalmış bir ülkedir. Türkiye’nin iç göçün kontrollü bir şekilde sürdürülememesinden kaynaklanan sorunlar bugün neredeyse her şehirde veya bölgede görülebilmektedir.

Bu yazının konusu itibariyle beyin göçü ve işgücü göçünün, aynı zamanda dış göçü ve düzenli göçü de ilgilendiren süreçlerdir, biraz daha detaylı bir şekilde ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Geri kalmışlık veya bölgedeki işgücü arzının işsizlik sorunlarına yol açacak kadar yüksek olması nedeniyle kişiler işgücü açığının olduğu bölgelere doğru göç etme ihtiyacı içine girmiştir.[20] İşgücü göçü bir ülke içerisindeki iktisadi olanakları daha zayıf olan bir bölgeden iktisadi kalkınmışlık seviyesi daha yüksek görünen bir başka bölgeye veya şehre yerleşme hâlini alabilir. Aslında dünyadaki çoğu metropol işgücü göçünün bir sonucu olarak şekillenmiştir. New York, Chicago, Londra, İstanbul, Paris işgücü göçüyle şekillenen metropollerin en önemli örnekleridir. Keza Türkiye içerisinde özellikle Marmara Bölgesi’nin Türkiye’nin diğer şehirlerinden ve bölgelerinden emek gücünü kendine çektiği bilinen bir gerçektir.

İşgücü göçünün aynı zamanda dış göçü ilgilendiren bir yönü de bulunmaktadır. İşgücü göçü denilince akla en sık gelen örneklerden birisi Türkiye’den Almanya’ya 1960’lar ve 1970’lar boyunca yaşanılan göçtür. Zira işgücü göçünün en önemli unsurlarından birisi iki taraflı işgücü göçü anlaşmalarıdır. İki taraflı iş gücü göçü anlaşmaları, işgücü göçü konusunda devletlerarası işbirliğine yönelik hukuken bağlayıcı olan taahhütleri, devletler arasında oluşturulan resmi mekanizmaları kapsamaktadır. Bu terim, aynı zamanda devletler ve bakanlıklar, istihdam organizasyonları gibi çeşitli diğer aktörler tarafından yapılan, ülkeler arasında işçilerin hareketini düzenleyen daha az resmi düzenlemeleri tasvir etmek için de kullanılmaktadır.[21] Türkiye’den Almanya’ya yapılan işgücü göçü, yukarıda bahsedilen anlaşmalar çerçevesinde yapılmıştır. 1961’de imzalanan “İşgücü Anlaşmaları” ile başlayan bu süreç, 1973 yılına değin devam etmiştir.[22] İşgücü göçü sadece ekonomik sebeplerle değil siyasi ve toplumsal sebeplerle de ortaya çıkabilir. Ancak genel itibariyle işgücü göçünün iktisadi sebeplere dayandığı söylenebilir.

Grafik-1: Türkiye’ye gelen ve Türkiye’den giden göçün en fazla olduğu ilk 5 yaş grubu, 2019

Kaynak: https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Uluslararasi-Goc-Istatistikleri-2019-33709 (Erişim Tarihi: 09/10/2022).

Beyin göçü, bilgili, vasıflı, yüksek katma değer üreten meslek sahibi kişilerin yaşadığı ülkedeki şartlara kıyasla refah düzeyi daha yüksek bir ülkeye göç hareketidir.[23] Son zamanlarda Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı çeşitli siyasi, toplumsal ve iktisadi sorunlar nedeniyle beyin göçünün ayrıca ele alınması gerektiği düşünülmektedir. Türkiye’de özellikle doktor, mühendis veya hemşire gibi çeşitli meslek gruplarına mensup bireylerin yurtdışına göç etmesi gündemi meşgul eden konular arasında yer almaktadır. Ancak Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı asıl sorun, farklı meslek gruplarına mensup ve tecrübe sahibi bireylerin daha iyi yaşam koşulları için ülkeyi terk etme eğilimine sahip olmalarından kaynaklanmaktadır. Keza Göç Terimleri Sözlüğü’ne bakılacak olursa eğitimli ve yetenekli kişilerin hedef ülkeye göç etmesi, beyin gücü kazanımı olarak isimlendirilmektedir.[24] Türkiye’nin eğitimli ve vasıflı vatandaşlarını, deyim yerindeyse, başka ülkelere kaptırması önemle üzerinde durulması ve ivedilikle çözülmesi gereken bir konudur.

Oluş şekillerine göre göç dörde ayrılmaktadır: ilkel göç, zorlama ile yapılan göç, serbest göç ve kitlesel ve bireysel göç.[25]İlkel göçler, çevrenin yarattığı itme etkisiyle oluşmaktadırlar ve kuraklık, kötü hava şartları gibi çevrenin yarattığı fiziksel zorluklardan kaynaklanan ve bu sebeplerle yaşanan toplu göçlerdir.[26]  Zorlama ile yapılan göçlerde ilkel göçlerden farklı olarak itici faktörler doğal nedenler değil, daha ziyade sosyal yapılardır. [27]Zorlama ile yapılan göçlere verilebilecek en somut örnek Nazi Almanyası’nın ilk yıllarında Yahudilerin ülkeyi terk etmeleri için yapılan baskıdır. Petersen’in tipleştirdiği serbest göçte, göçmen kesin ve kararlı bir şekilde kendi göç kararını vermekte ve buna göre hareket etmektedir.[28] Bireysel tercihlere dayanan bir göç türü olduğu söylenebilir. Kitlesel ve bireysel göçler, serbest göç türüne uygun olarak az sayıda birey göç ettikten sonra geride kalan tanıdıklarıyla bağlantılarını sürdürüp onların da bu göç kervanına katılmasını sağlarlar.[29] Özellikle Türkiye’den Almanya’ya yaşanan işgücü göçü de kitlesel ve bireysel göçlere bir örnek olarak gösterilebilir.

IV. Türkiye Transit Göçün Neresinde Yer Almaktadır?

Transit göçün ne anlama geldiğine yukarıda değinilmiştir. Bir kez daha özetlemek gerekirse transit göç, göçmenlerin hedef olarak düşündükleri ülkeye geçmeden önce, başka bir ülkeyi ilk adım olarak kullandıkları geçici nitelik taşıyan bir göç türüdür.[30] Transit göç oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir. Bunun temel sebebi, yukarıda da değinildiği gibi, transit göçün hedef, menşe ve transit ülkeler bakımından farklı sonuçlar doğurmasıdır denilebilir. Ayrıca transit göç kavramı da 1990’lı yılların başında, AB’ye komşu ülkelerden gelen “problem olarak görülen” ve “istenmeyen” göçmenleri açıklamak için kullanılan, ancak pek de net olmayan, muğlak bir kavram olarak ortaya çıkmış, Türkiye gibi ülkeler ise bu süreçte transit ülke olarak nitelendirilerek “istenmeyen” göçten sorumlu tutulmuştur.[31] AB Sınır Güvenliği Birimi (Frontex)’nin 2017 tarihli Risk Analizi Raporu’na göre 2015 yılında Türkiye’nin içinde bulunduğu Doğu Akdeniz güzergâhından 483.000 düzensiz göçmen AB sınırlarını geçmiştir.[32] Transit göçün özellikle transit ülkeler bakımından beraberinde getirdiği bazı yükümlülükler bulunmaktadır. Zaten Türkiye’nin göçün yönetiminde en çok zorlandığı hususlardan birisi de transit ülke olmaktan kaynaklanan sorunlarla mücadele edebilmektir.

Her ne kadar Türkiye’de göç kavramı üzerine yürütülen tartışmalar Suriye’deki iç savaş ile birlikte başlamış olsa da aslında Türkiye uzun zamandır transit ülke olarak transit ve düzensiz göçmenler için önemini korumaya devam etmektedir. Türkiye’nin yakın çevresinde meydana gelene sosyal, ekonomik ve siyasi gelişmeler Türkiye’nin düzensiz göçmenler için transit bir ülke olma özelliğini zaman içerisinde pekiştirmiştir. Örneğin 1979 yılından itibaren SSCB’nin Afganistan’ı işgali, aynı dönemde İran’daki rejim değişikliği, 1980’li yıllar boyunca devam eden İran-Irak Savaşı, 1990’lı yıllarda Sovyetler Birliği’nin dağılması, 2010 yılından itibaren “Arap Baharı” olarak isimlendirilen halk hareketlerinin ortaya çıkması ve son olarak 2011 yılında başlayan ve bugüne değin devam eden Suriye İç Savaşı bu meselenin önemli bir boyutunu oluşturmaktadır.[33] Afganistan’da yönetimin Taliban tarafından ele geçirilmesi, Pakistan’da yaşanan derin yoksulluk, Irak’taki istikrarsızlık ve Suriye’deki çatışmaların sürmesi Türkiye’nin üzerindeki düzensiz göçmen baskısını arttırmaktadır. Ayrıca İspanya, Fransa ve İtalya’nın düzensiz göç karşısında aldığı son derece sıkı tedbirler, Afrika’da yaşayanların da Avrupa’ya düzensiz yollardan göç edebilmek için Türkiye’yi tercih etmelerine zemin hazırlamıştır. Son zamanlarda İran’ın geneline yayılan protesto hareketlerinden Türkiye’nin etkilenip etkilenmeyeceği ise zaman içerisinde anlaşılacaktır.

Türkiye’ye yönelen düzensiz göç ile ilgili Ahmet İçduygu’nun 2003’te yaptığı bir çalışmada genel olarak üç kategoriden bahsedilmektedir[34]: İçduygu’ya göre birinci kategoride iş bulmak için Ermenistan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna ve Romanya gibi ülkelerden Türkiye’ye gelen bireyler bulunmaktadır. Ancak bu kategori altında Türkiye’ye çalışmak için gelen özellikle Rumen sayısının bir hayli düştüğü söylenebilir. Gerek Romanya’nın AB’ye üye olması gerekse Türkiye’nin içinde bulunduğu iktisadi kriz ülkeyi sadece Gürcistan ve Ermenistan’dan kaçak olarak çalışmaya gelen insanlar için çekici kılmaktadır. Bir diğer düzensiz göçmen kategorisini ise özellikle İran ve Irak gibi Ortadoğu’dan gelen, Bangladeş, Sri Lanka ve Pakistan gibi Asya‘dan gelenler ve Kongo, Nijerya ve Somali gibi Afrika’dan gelen transit göçmenler oluşturmaktadır.[35] Son zamanlarda yaşanan çatışmaların neticesinde bu ülkelere Suriye’nin ve Afganistan’ın da katıldığı söylenebilir. Bu ülkelerden gelen bireyler Türkiye’yi Avrupa’ya geçebilmek için bir transit ülke olarak görmektedir. İçduygu tarafından belirtilen son kategoride ise iltica başvuruları reddedilen ve kendi ülkelerine dönmek istemeyen bireyler yer almaktadır.[36] Bu bireyler Türkiye’de kalmakta, çalışma iznine sahip olmaksızın iş aramaya başlamakta ve yeri geldiği zaman AB’ye göç edebilmek için elinden gelen çabayı göstermektedir.

Fotoğraf-3: Ozan Önel tarafından 02/03/2020 tarihinde Pazarkule Sınır Kapısı/Edirne’de çekilmiştir. Türkiye’nin Şubat/Mart 2020’de sınırı geçmek isteyen düzensiz göçmenleri engellemeyeceğini beyan etmesi üzerine Pazarkule Sınır Kapısı’na gelen yüz binlerce düzensiz göçmen Yunanistan sınırını aşmak için beklemiş, ancak bu bekleyiş hüsran ile sonuçlanmıştır.

Genel itibariyle Türkiye’ye yönelen düzensiz göçü şekillendiren üç unsurdan bahsedilebilir:[37]

  • Türkiye’nin siyasi gelişmelerin hızla değiştiği politik ve ekonomik açıdan gelişmemiş, siyasi ve etnik çatışmaların sıkça yaşandığı ülkelerle, zengin Batı ülkelerine olan coğrafi yakınlığı,
  • Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması,
  • Dış göçlerin hedef noktası konumundaki AB ülkeleri tarafından “Kale Avrupası” şeklinde metaforlaştırılan güvenlik odaklı katı sınır politikalarının devreye sokulması olmak üzere 3 önemli gelişme bulunmaktadır.

Yukarıda sıralanan nedenlere bağlı olarak Türkiye’nin daha uzun yıllar boyunca dünyadaki en önemli transit ülkelerden birisi olarak kalacağı aşikârdır. Zira AB uzun yıllar boyunca mücadele ettiği düzensiz göç sorununu kontrol edebilmek için özellikle Türk yetkililer ile sıkı bir işbirliği yapılması gerektiğinin de farkındadır. Bu maksatla AB ile Türkiye arasında Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanması ilk kez 2003 yılında önerilmiştir. Çeşitli görüşmelerin ardından 2013 tarihinde AB ile Türkiye arasında Geri Kabul Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşma bir tarafın topraklarından diğer tarafın topraklarına doğrudan giriş yapan ya da bu topraklarda kalan hem AB üye ülkeleri ile Türk vatandaşlarının geri kabulüne hem de üçüncü ülke vatandaşları ve vatansız kişiler dâhil olmak üzere diğer tüm kişilere ilişkin hükümleri kapsamaktadır.[38] AB ile Türkiye arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması, esasen uluslararası hukuktaki önemli kavramlarından biri olan güvenli üçüncü ülke kavramına dayanmaktadır.

AB Sığınma Prosedürleri Yönergesi ’ne göre AB üyelerinin bir ülkeyi güvenli üçüncü ülke olarak kabul edebilmeleri için bu ülkede[39];

  • Yaşam ve özgürlüklerin, ırk, din, milliyet, belli bir sosyal gruba mensubiyet veya siyasi düşünce nedeniyle tehdit altında bulunmaması,
  • Ciddi zarar riski bulunmaması (Ölüm cezası veya infaz, İşkence, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezalandırma, Sivillerin hayatına yönelik ayrım gözetmeyen şiddet veya iç ya da dış çatışma kaynaklı ciddi tehdit gibi),
  • Cenevre Sözleşmesinde yer alan geri göndermeme prensibine uyuluyor olması,
  • İşkence ve zulüm görmekten, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye tabi tutulmaktan özgür olma hakkının ortadan kaldırılmasının uluslararası hukukta öngörüldüğü şekilde yasaklanmış olması,
  • Cenevre Sözleşmesi kapsamında iltica başvurusunda bulunabilmenin ve statü verildiği takdirde sözleşmede öngörülen korumaya erişimin mümkün olması gerekmektedir.

Türkiye yukarıda sıralanan koşulları, en azından kâğıt üzerinde, sağladığı için AB üyeleri tarafından güvenli üçüncü ülke olarak kabul edilmektedir. Zaten bu varsayım AB’ye düzensiz yollarla girmek isteyenlerin Türkiye’ye gönderilmesinde asıl dayanak noktasıdır. Ancak güvenli üçüncü ülke kavramının yanı sıra yük paylaşımı kavramı da son derece önemlidir. Zira bir transit ülke olan Türkiye, uluslararası hukuktan kaynaklanan bazı sorumlulukları üstleneceğini bildirirken AB ise Türkiye’ye güvenli üçüncü ülke olmasından kaynaklanan bu sorumlulukları yerine getirebilmesi için “yükü” paylaşacağına dair taahhüt vermiştir. Oysa Türkiye’nin imzaladığı Geri Kabul Anlaşmalarında göze çarpan bir yük paylaşımından ziyade mültecilerin kullandığı güzergâh içerisinde yer alan Türkiye’de insanların alıkonulmasıdır.[40] AB’nin nezdinde Türkiye sırf bu güzergâhta yer aldığı için, düzensiz göçmenlerin alıkonulacağı bir açık hava hapishanesi rolünü üstlenmelidir. Türkiye ise Geri Kabul Anlaşması’nın sakıncalarını ön göremeden imzalamış ve tıpkı açık kapı politikasında olduğu gibi son derece ağır bir yükün altına girmek zorunda kalmıştır.

Fotoğraf-4: ABD’ye erişmeye çalışan Orta ve/veya Güney Amerika’dan gelen düzensiz göçmenler. ABD, özellikle İspanyolca konuşan Amerika’nın (Küresel Güney’in önemli bir parçasıdır) temel hedefidir.

Kaynak: https://www.motherjones.com/politics/2017/05/asylum-seekers-caravan-mexico-american-border/ (Erişim Tarihi: 26/10/2022).

Transit ülke olmak, elbette sınırların iyi bir şekilde kontrol edilmesi, düzensiz göçün sonuçlarının yönetilebilmesi ve olumsuz neticelerin ortadan kaldırılabilmesi için gerekli idari mekanizmaların oluşturulması, göçün küresel bir olgu olduğunun kavranarak bu gerçeğe uygun politikaların geliştirilmesi gibi sorumlulukları beraberinde getirmektedir. Ayrıca Türkiye’nin imzaladığı uluslararası anlaşmalardan ve kendi mevzuatından kaynaklanan yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu çalışmanın yazarı Türkiye’nin yönetici elitlerinin düzensiz göçmenlere dair AB ile Türkiye arasındaki bu mutabakattan memnun olduğunu düşünmektedir. Çünkü Türkiye’nin yönetici elitleri, AB’nin Türkiye’nin iç işlerine müdahale ettiğine inandıkları her an, göçmen kartını ya da Geri Kabul Anlaşması kozunu ileri sürmekten çekinmemektedir. Ürdün Kralı II. Abdullah, 2020 yılında yaptığı bir açıklamada “Biz göçmenleri Avrupa’ya göndeririz diyerek AB’yi tehdit etmiyoruz, bölgemizdeki bu sorunu bizim çözmemiz gerektiğine inanıyoruz. Ürdün, AB-Türkiye Mülteci Anlaşması kapsamında Ankara’nın aldığı mali yardımı alamadı”[41] diyerek aslında Türkiye’nin düzensiz göçmenler konusundaki tutumunu hem özetlemiş hem de eleştirmiştir.

Türkiye, transit ülke olmanın sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken aynı zamanda bu özelliğini AB’ye karşı bir koz şeklinde kullanmaktan çekinmemektedir. Ancak AB’nin de Türkiye’nin düzensiz göçmenlere yönelik tutumundan ve Geri Kabul Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmesinden memnun olduğu söylenebilir. AB 23 Eylül 2020’de Göç ve İltica Paktı’nı ilân etmiştir. Paktın içeriği, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Margaritis Schinas tarafından, 3 katlı bir ev benzetmesiyle açıklanmıştır. Buna göre bu pakt ile temelleri atılan bu evin birinci katını transit ve menşe ülkelerle, göçmenlerin “daha iyi bir yaşama sahip olmaları için” bu ülkelerde kalmalarını sağlamak amacıyla yapılan anlaşmalar oluşturmaktaydı.[42] Schinas’ın açıklamalarına dayanılarak AB’nin düzensiz göçmenler söz konusu olduğu vakit menşe ülke ile transit ülke arasında bir ayrım yapmadığı görülmektedir. Oysa insanların menşe ülkesinde kalması için uygulanacak politikaların transit ülkelerden son derece farklı olması gerektiği zaten bilinen bir gerçektir. Menşe ülkelerdeki siyasi istikrarsızlığın sona ermesi, altyapının iyileştirilmesi, kalkınabilmeleri adına maddi yardımda bulunulması çok daha büyük bir külfet getirmektedir. Belki de düzensiz göçmenlerin Türkiye’de hapsedilmesi AB’yi bu maddi külfetten de kurtarmaktadır.

Aralık 2020 tarihi itibariyle AB-Türkiye Delegasyonu Başkanı Nikolaus Meyer Landrut, Türkiye’ye taahhüt edilen 6 milyar avroluk mali desteğin ilgili projelere aktarımının tamamlandığını bildirmiştir. Avrupa’ya gitmek isteyen milyonlarca insanın Türkiye’de yaşamalarının maliyetlerini hesaplamanın insanî bir yönü olduğunu dile getirmek zaten zordur.  Ancak Türkiye’nin bu noktada AB’nin de yardımıyla ister geçici koruma statüsündeki Suriyelilerin isterse “geri gönderilmeyecek” düzensiz göçmenlerin entegrasyonunu ciddiyetle ele alması gerekmektedir.  Bir hazırlık aşamasından sonra uzun vadeli bir planın hazırlanması lazımdır. Yine de Türkiye, uluslararası anlaşmaların ve kendi mevzuatının sınırları çerçevesinde, düzensiz göçmenlerin bir kısmını gönderebilir veya geri dönmeleri için teşviklerde bulunabilir. Ancak düzensiz göçmenlerin de önemli bir bölümünün Türkiye’de kalacağı tahmin edilmektedir. Bu noktada Türkiye’nin açık kapı politikasını gözden geçirmesi, sınırlardaki güvenlik tedbirlerinin mümkün olduğunca arttırılması ve AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın bir kez daha değerlendirilmesi de alınması gereken tedbirler arasında bulunmaktadır.

Harita-2: Avrupa’ya Yönelik Türkiye Geçişli (Transit) Göçlerin Kaynak Sahaları

Kaynak: Fahrettin Tepealtı, “Avrupa Birliği’ne Yönelik Türkiye Geçişli (Transit) Göç Hareketleri ve Türkiye’nin Düzensiz Göçle Mücadelesi”, Doğu Coğrafya Dergisi, 2019, Y. 24, S. 41, s. 130.

V. Sonuç

Netice itibariyle göçün basit bir şekilde “yer değiştirmeden” ibaret olmadığı bilinen bir gerçektir. Göç, ilk insan ile birlikte ortaya çıkmıştır. Ancak son insan ile birlikte tarihten çekilebilir. Bu nedenle göç kavramına yönelik uluslararası kamuoyunun zihninde şekillenen algının XX. Yüzyılda nasıl değiştiğini de görmek önemlidir. Göç, olumlu bir muhtevaya sahipken özellikle son yıllarda yaşanan uyum sorunlarıyla birlikte, birçok ülkede eleştirilen bir olguya dönüşmüş vaziyettedir. Göçün türlerini genel hatlarıyla bilmek, göçün sadece yasadışı veya düzensiz yollarla işleyen bir süreç olmadığını da gösterir. Mesela birçok ülke, verimli işgücü göçünü ya da beyin göçünü teşvik etmekte ve daha iyi bir yaşam arayışındaki kişileri yasal yollarla ülkelerine kabul etmektedir. Ancak asıl trajedi, düzensiz göçmenlerin daha rahat bir yaşam ümidiyle yola çıkmalarından kaynaklanmaktadır. Türkiye, transit ülke olduğu için özellikle Yunanistan ve Bulgaristan tarafından kabul edilmeyen milyonlarca insana ev sahipliği yapmaktadır. Sonuçları hesaplanmadan imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın Türkiye’ye yüklediği sorumluluklar ortadadır. Ancak Türkiye ile AB arasındaki kelimelerle dile getirilemeyen mutabakat göstermektedir ki her iki kesimde söz konusu anlaşmadan memnundur. Türkiye’nin göç politikalarını gözden geçirmesi ve AB ile imzalanan anlaşmaların yanı sıra protokollerin bir daha gözden geçirilmesi gerekmektedir.

DİPNOTLAR:

[1] Fırat Garanti, Türkiye’ye Gerçekleşen Kitlesel Göçlerin Kayıt Dışı İstihdama Etkisi: Suriyeli Göçmenler Üzerinden Bir Değerlendirme, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Finansal İktisat ve Bankacılık Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2022, s. 3-4.

[2] https://sozluk.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 10/10/2022).

[3] Fahrettin Tepealtı, “Avrupa Birliği’ne Yönelik Türkiye Geçişli (Transit) Göç Hareketleri ve Türkiye’nin Düzensiz Göçle Mücadelesi”, Doğu Coğrafya Dergisi, 2019, Y. 24, S. 41, s. 17.

[4] Reyhan Atasü Topçuoğlu, “Göç Yazınındaki Düzenli ve Düzensiz Göç Kavramları: İnsan Hakları Temelinde Bir Kavramsal Sorgulama”, İnsan Hakları Yıllığı, C. 34, 2016, s. 9.

[5] Kalkınma Bakanlığı, Dış Göç Politikası: Özel İhtisas Komisyonu Raporu, On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Ankara, 2018, s. 18,  https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/DisGocPolitikas%C4%B1OzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf.

[6] Kalkınma Bakanlığı, Dış Göç Politikası: Özel İhtisas Komisyonu Raporu, On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Ankara, 2018, s. 4,  https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/DisGocPolitikas%C4%B1OzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf.

[7] Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Göç Terimleri Sözlüğü, II. Baskı, Uluslararası Göç Hukuku Serisi, Numara 31, s. 26,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf.

[8] Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Göç Terimleri Sözlüğü, II. Baskı, Uluslararası Göç Hukuku Serisi, Numara 31, s. 26,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf.

[9] https://www.goc.gov.tr/duzensiz-goc-hakkinda ( Erişim Tarihi: 08/10/2022).

[10] Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı &Avrupa Konseyi, Sığınma, Sınırlar ve Göç İle İlgili Avrupa Hukuku El Kitabı, Brüksel, 2015, s. 48,  https://www.echr.coe.int/Documents/Handbook_asylum_TUR.pdf .

[11] Reyhan Atasü Topçuoğlu, “Göç Yazınındaki Düzenli ve Düzensiz Göç Kavramları: İnsan Hakları Temelinde Bir Kavramsal Sorgulama”, İnsan Hakları Yıllığı, C. 34, 2016, s. 8.

[12] https://www.goc.gov.tr/duzensiz-goc-hakkinda ( Erişim Tarihi: 08/10/2022).

[13] Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Göç Terimleri Sözlüğü, II. Baskı, Uluslararası Göç Hukuku Serisi, Numara 31, s. 27,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf.

[14] Reyhan Atasü Topçuoğlu, “Göç Yazınındaki Düzenli ve Düzensiz Göç Kavramları: İnsan Hakları Temelinde Bir Kavramsal Sorgulama”, İnsan Hakları Yıllığı, C. 34, 2016, s. 9.

[15] Yener Şişman& Bora Balun, Transit Göç ve Türkiye, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 21, S. 2, 2020, s. 63.

[16] Fahrettin Tepealtı, “Avrupa Birliği’ne Yönelik Türkiye Geçişli (Transit) Göç Hareketleri ve Türkiye’nin Düzensiz Göçle Mücadelesi”, Doğu Coğrafya Dergisi, 2019, Y. 24, S. 41, s. 130.

[17] Yusuf Özcan& Enes Canlı, “Fransa, Libya’da Ekonomik ve Jeopolitik Emellerini Darbeci Hafter ile Korumanın Peşinde”, Anadolu Ajansı, Temmuz 2020, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/fransa-libyada-ekonomik-ve-jeopolitik-emellerini-darbeci-hafter-ile-korumanin-pesinde/189565 (Erişim Tarihi: 09/10/2022).

[18] Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı &Avrupa Konseyi, Sığınma, Sınırlar ve Göç İle İlgili Avrupa Hukuku El Kitabı, Brüksel, 2015, s. 48-49,  https://www.echr.coe.int/Documents/Handbook_asylum_TUR.pdf .

[19] Fırat Garanti, Türkiye’ye Gerçekleşen Kitlesel Göçlerin Kayıt Dışı İstihdama Etkisi: Suriyeli Göçmenler Üzerinden Bir Değerlendirme, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Finansal İktisat ve Bankacılık Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2022, s. 13.

[20] Fırat Garanti, Türkiye’ye Gerçekleşen Kitlesel Göçlerin Kayıt Dışı İstihdama Etkisi: Suriyeli Göçmenler Üzerinden Bir Değerlendirme, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Finansal İktisat ve Bankacılık Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2022, s. 13.

[21] Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Göç Terimleri Sözlüğü, II. Baskı, Uluslararası Göç Hukuku Serisi, Numara 31, s. 14,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf.

[22] Tuncay Yıldırım, “Misafirlikten Ev Sahipliğine, 60 Yıllık Göçün İzleri”, Deutsche Welle, Ekim 2021, https://www.dw.com/tr/misafirlikten-ev-sahipli%C4%9Fine-60-y%C4%B1ll%C4%B1k-g%C3%B6%C3%A7%C3%BCn-izleri/a-59650414 (Erişim Tarihi: 09/10/2022).

[23] Fırat Garanti, Türkiye’ye Gerçekleşen Kitlesel Göçlerin Kayıt Dışı İstihdama Etkisi: Suriyeli Göçmenler Üzerinden Bir Değerlendirme, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Finansal İktisat ve Bankacılık Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2022, s. 14.

[24] Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Göç Terimleri Sözlüğü, II. Baskı, Uluslararası Göç Hukuku Serisi, Numara 31, s. 44,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf.

[25] Ramazan Atım, Yasadışı Göç Olayında Transit Ülke Türkiye, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale, 2016, s. 18-20.

[26] Savaş Çağlayan, “Göç Kuramları, Göç ve Göçmen İlişkisi”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), Güz 2006, S. 17, s. 75.

[27] Ramazan Atım, Yasadışı Göç Olayında Transit Ülke Türkiye, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale, 2016, s. 19.

[28] Savaş Çağlayan, “Göç Kuramları, Göç ve Göçmen İlişkisi”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), Güz 2006, S. 17, s. 76.

[29] Ramazan Atım, Yasadışı Göç Olayında Transit Ülke Türkiye, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale, 2016, s. 20.

[30] Fırat Garanti, Türkiye’ye Gerçekleşen Kitlesel Göçlerin Kayıt Dışı İstihdama Etkisi: Suriyeli Göçmenler Üzerinden Bir Değerlendirme, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Finansal İktisat ve Bankacılık Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2022, s. 16.

[31] Yener Şişman& Bora Balun, Transit Göç ve Türkiye, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 21, S. 2, 2020, s. 64.

[32] Tülay Yıldırım Mat&Selman Özdan, “AB ile Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın İnsan Hakları Açısından Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 24, S. 1, 2018, s. 37.

[33] Yener Şişman& Bora Balun, Transit Göç ve Türkiye, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 21, S. 2, 2020, s. 63.

[34] Ahmet İçduygu, Irregular Migration in Turkey, International Organization For Migration, 2003, s. 17,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/mrs_12_2003.pdf.

[35] Turker Saliji, Avrupa Birliği Geri Kabul Anlaşmaları: Türkiye Örneği, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler Anabilim Dalı Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı, Ankara, 2018, s. 52.

[36] Ahmet İçduygu, Irregular Migration in Turkey, International Organization For Migration, 2003, s. 18,  https://publications.iom.int/system/files/pdf/mrs_12_2003.pdf.

[37] Yener Şişman& Bora Balun, Transit Göç ve Türkiye, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 21, S. 2, 2020, s. 63.

[38] https://www.avrupa.info.tr/tr/geri-kabul-anlasmasi-6895 (Erişim tarihi: 10/10/2022).

[39] Tülay Yıldırım Mat&Selman Özdan, “AB ile Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın İnsan Hakları Açısından Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 24, S. 1, 2018, s. 44-45.

[40] Tülay Yıldırım Mat&Selman Özdan, “AB ile Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın İnsan Hakları Açısından Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 24, S. 1, 2018, s. 45.

[41] https://www.birgun.net/haber/urdun-krali-biz-gocmenleri-avrupa-ya-gondeririz-diye-tehdit-etmiyoruz-284345 (Erişim Tarihi: 10/10/2022).

[42] Heinrich Böll Stiftung Derneği-Göç Araştırmaları Derneği, 5. Yılında Avrupa Birliği-Türkiye Mutabakatı, İstanbul, 2021, s. 10.

KAYNAKÇA:

Ahmet İçduygu, Irregular Migration in Turkey, International Organization For Migration, 2003, https://publications.iom.int/system/files/pdf/mrs_12_2003.pdf.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı &Avrupa Konseyi, Sığınma, Sınırlar ve Göç İle İlgili Avrupa Hukuku El Kitabı, Brüksel, 2015, https://www.echr.coe.int/Documents/Handbook_asylum_TUR.pdf .

Fahrettin Tepealtı, “Avrupa Birliği’ne Yönelik Türkiye Geçişli (Transit) Göç Hareketleri ve Türkiye’nin Düzensiz Göçle Mücadelesi”, Doğu Coğrafya Dergisi, 2019, Y. 24, S. 41, s. 125-140.

Fırat Garanti, Türkiye’ye Gerçekleşen Kitlesel Göçlerin Kayıt Dışı İstihdama Etkisi: Suriyeli Göçmenler Üzerinden Bir Değerlendirme, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İktisat Anabilim Dalı Finansal İktisat ve Bankacılık Programı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2022.

H.Deniz Kaçmaz, Effects Of The Re-Admission Agreements On Transit Countries And Irregular Illegal Immigrants: Turkey, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2022.

Heinrich Böll Stiftung Derneği-Göç Araştırmaları Derneği, 5. Yılında Avrupa Birliği-Türkiye Mutabakatı, İstanbul, 2021.

Kalkınma Bakanlığı, Dış Göç Politikası: Özel İhtisas Komisyonu Raporu, On Birinci Kalkınma Planı (2019-2023), Ankara, 2018, https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/DisGocPolitikas%C4%B1OzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf.

Ramazan Atım, Yasadışı Göç Olayında Transit Ülke Türkiye, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Kırıkkale, 2016.

Reyhan Atasü Topçuoğlu, “Göç Yazınındaki Düzenli ve Düzensiz Göç Kavramları: İnsan Hakları Temelinde Bir Kavramsal Sorgulama”, İnsan Hakları Yıllığı, C. 34, 2016, s. 1-20.

Savaş Çağlayan, “Göç Kuramları, Göç Ve Göçmen İlişkisi”, Muğla Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (İLKE), Güz 2006, S. 17, s. 67-91.

Tuncay Yıldırım, “Misafirlikten Ev Sahipliğine, 60 Yıllık Göçün İzleri”, Deutsche Welle, Ekim 2021, https://www.dw.com/tr/misafirlikten-ev-sahipli%C4%9Fine-60-y%C4%B1ll%C4%B1k-g%C3%B6%C3%A7%C3%BCn-izleri/a-59650414.

Turker Saliji, Avrupa Birliği Geri Kabul Anlaşmaları: Türkiye Örneği, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Avrupa Birliği ve Uluslararası Ekonomik İlişkiler Anabilim Dalı Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı, Ankara, 2018.

Tülay Yıldırım Mat&Selman Özdan, “AB ile Türkiye arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın İnsan Hakları Açısından Değerlendirilmesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 24, S. 1, 2018, s. 36-49.

Uluslararası Göç Örgütü (IOM), Göç Terimleri Sözlüğü, II. Baskı, Uluslararası Göç Hukuku Serisi, Numara 31, https://publications.iom.int/system/files/pdf/iml31_turkish_2ndedition.pdf.

Yener Şişman& Bora Balun, Transit Göç ve Türkiye, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C. 21, S. 2, 2020, s. 61-79.

Yusuf Özcan& Enes Canlı, “Fransa, Libya’da Ekonomik ve Jeopolitik Emellerini Darbeci Hafter ile Korumanın Peşinde”, Anadolu Ajansı, Temmuz 2020, https://www.aa.com.tr/tr/analiz/fransa-libyada-ekonomik-ve-jeopolitik-emellerini-darbeci-hafter-ile-korumanin-pesinde/1895655.

https://www.birgun.net/haber/urdun-krali-biz-gocmenleri-avrupa-ya-gondeririz-diye-tehdit-etmiyoruz-284345

https://www.goc.gov.tr/duzensiz-goc-hakkinda

Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun