Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun

Tarih:

Okur Mektubu 6: Depremin Yıl Dönümünde Kayıp Çocuklar, Olmayan Yönetim ve Derinleşen Travmalar – Mustafa Alaca

Diğer Başlıklar

Bizi Sosyal Medyada Takip Edin

ÖZET

Politika, İnovasyon, Tasarım ve Gelişim Merkezi’ne (PİTGEM) gönderilen bu yazının özeti bulunmamaktadır. Daha önce yayınladığımız “Okur Mektubu 1-2-3-4-5…” başlıklı seri haline gelen yazıların özet kısmında belirttiğimiz gibi PİTGEM, kamu politikalarına dair okuyuculardan gelen mektuplara, kısa görüş yazılarına yer vermektedir. Bu tip yazılar ve okuyucudan gelen mektuplar, “Okur Mektubu” kategorisinde yayınlanmaktadır. Bugün 6 Şubat 2024, depremim yıldönümü. Depremin üzerinde bir yıl geçse de yaralar hala çok taze, acılar ve mağduriyetler azalmıyor, artıyor. İnsanlar hala çadırlarda, konteynerler de yaşam savaşı veriyor. Maalesef hala bulunamayan kayıplar, haber alınmayan bir sürü insan var. Özellikle de çocuklar, kayıp ve bulunamayan çocuklar ve peşi sıra devam eden korkunç iddialar… Yaralar kanadıkça, acılar, kırgınlıklar, şüpheler ve can yakan hikayeler devam ettikçe PİTGEM de onların sesi olmaya devam edecek.  Bu altıncı mektup da Hatay’da deprem felaketini yaşayan bir yurttaşımız, depremin yıldönümünde bir yıl da yaşadıklarını anlatıyor. Kayıp çocuklara, yitip giden hayatlara, çöken kam politikalarına ve uygulamalarına ve güncel gelişmelerin bölgede devam eden travmaya etkilerine değiniyor. Bu mektubu da okuyucularımızla paylaşıyor, kamuoyunun, toplumsal güçlerin, siyasi ve idari yapıların ve tüm vicdanların takdirine bırakıyoruz. Daha iyi kamu politikaları geliştirilmesine katkısı olması dileğiyle sizlerin değerlendirmesine sunuyoruz.    

Okur Mektubu 6: Depremin Yıl Dönümünde Kayıp Çocuklar, Olmayan Yönetim ve Derinleşen Travmalar

Anlatmak istediğim çok şey var. Bir depremzedenin neler yaşadığını veya hissettiğini insanlara aktarabilmem çok zor. Çünkü insanlar kendilerini gündelik işlere ve ülkemizin neredeyse doğal iklimi haline gelen siyasi polemiklere kaptırmış vaziyette. Aslında yazarken bile düşünüyorum: Ben kime ne anlatmaya çalışıyorum? Bugün günlerden 6 Şubat. Sayın Cumhurbaşkanı, başta Hatay olmak üzere son yerel seçimlerde AKP-MHP İttifakını desteklemeyen yerlere yeterince hizmet götürülemediği söyledi. Evet. Bu ülkenin devlet başkanı, bir ilin siyasi tercihleri farklı diye bir başına bırakıldığını ifade etti. Bir kez daha sarsıldık. Bu satırları devlet görevlileri ve siyasi partilerin okuduğu bir platforma gönderdiğimi düşünüyorum. Sorun çok olsa da öncelikle içimizi yakan kayıp çocuklar meselesinden bahsetmek istiyorum. Benim aile efradım içerisinde depremden sağ kurtulduğu bilinen ve çocuklarını kaybeden herhangi biri yok. Ama arama-kurtarma ekipleri gelmediği için hayatını kaybetmiş evlatlarının bedenlerini enkazdan çıkarabilmek adına günlerce enkaz başından ayrılamayan birçok akrabam var. Yazmasına yazarım ama kendi yaşadıklarını dile getiren depremzedeler “ajan, provokatör, dış güçlerin maşası ya da yalancı” olarak adlandırıldığı için sadece kayıp çocuklar meselesine değinmek istiyorum.

Eğer benim satırlarımı okursanız ya da denk gelirseniz “Depremden sonra hayatta kalan tek bir yavrumuz bile kayıp değildir” diyen kişilere itimat etmeyin. Depremden sonra yüzlerce çocuk kayboldu ve ben bu durumun ilgili kamu mercileri tarafından önemsenmediğini düşünüyorum. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, kayıp çocukların olmadığını söylemesine rağmen depremzede yüzlerce aile çocuklarını aramaya devam ediyor. Allah Mahinur Özdemir Göktaş’a böyle bir acıyı yaşatmasın. Daha doğrusu Allah kimseyi bu şekilde sınamasın. Ancak Mahinur Özdemir Göktaş’ın bir bakan olarak, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın tepesindeki icracı isim olarak bu iddiaların üstünü kapatmaktan ziyade üzerine gitmesi gerekirdi. Sayın Mahinur Özdemir Göktaş aynı ifadeleri çocuklarını bulamayan acılı ailelerin yüzüne bakarak söyleyebilir mi acaba? Ancak AKP-MHP iktidarının en bariz özelliği, uğraşmak istemedikleri herhangi bir konunun üzerine kapatmak ve unutturmaya çalışmaktır. Bu kadar hassas bir konuda bile Mahinur Özdemir Göktaş en azından insanların yüreğine su serpebilmek adına “her türlü araştırmanın devam ettiğini ve devletin titizlikle bu konuya eğildiğini” söyleyebilirdi. Çünkü aileler hala çocuklarını aramaya devam ediyor. Ama AKP-MHP iktidarı deprem ile ilgili ne araştırılsın denirse hayır oyu verip reddediyorlar. Hiç vicdanları sızlamıyor mu?

Söz konusu kayıp çocuk iddialarına dair kişisel yorumlarından ziyade çeşitli medya kuruluşlarına yansımış bazı haberler üzerinden bir hatırlatma yapmak istiyorum. Neticede çocuklarını bulamayan ailelere “yalancı” denmesi iktidar medyasının genel bir özelliği. Ancak belki kendi çocuklarını arayan ailelerin medyaya yansıyan ifadeleri bize bir yol gösterir. Eğer hatırlayacak olursak geçtiğimiz Mayıs ayında Hollanda’da bir depremzede Türk çocuk bulunmuştu. Hollanda polisi tarafından bulunan çocuk, karakoldaki Türk asıllı bir polise “anne ve babasının depremde yaralandığını”[1] ifade etmişti. Üstelik çocuğun Hollanda’ya nasıl geldiği ise bilinmiyor. Sayın Mahinur Özdemir Göktaş, hükümete haksız yere yüklenildiğini belirtirken depremden sağ kurtulmuş bir Türk çocuğunun Hollanda’ya nasıl götürüldüğünü/kaçırıldığını açıklayabiliyor mu? Depremden sonra güya her şey devletin kontrolü altındaydı. Nasıl müthiş bir yönetim ve organizasyon becerisi sağlayabilmiş ise kamu kurumları, beş yaşındaki bir çocuğun Hollanda’ya nasıl gittiği tespit edilemiyor. Dönemin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık ise konuya dair farklı iddiaları dile getirmişti. Aslında söz konusu çocuğun “Suriye uyruklu ve 13 yaşında olduğunu” söylemişti.[2] Ama yetkililerin bir türlü izah edemediği durum, o çocuğun uyruğu ya da yaşı ne olursa olsun sadece Türkçe konuşabildiği ortadayken, Türkiye’den çıkıp Hollanda’ya nasıl gidebildiği. Sınırları yol geçen hanına dönmüş bir memlekette İran-Suriye tarafından elini kolunu sallayan terörist, militan, başı boş her tür insan memlekete geliyor. Anladığım kadarıyla AKP-MHP bu durumu bir sorun olarak görmüyor. Galiba Türkiye artık AB sınırlarını koruma görevini de üstlenemiyor! Sayın Binali Yıldırım 2016’da “Türkiye, AB’nin güvenliğini sağlayan bir ülkedir. Türkiye olmazsa mülteciler Avrupa’yı istila eder ve büyük bir sorunla karşılaşılır” minvalinde bir tweet atmıştı.[3]Aman dikkat edelim. Karşılığında para aldığımız görevimizi ihmal ediyoruz herhalde.

Eğer hatırlarsanız depremden hemen sonra kaybolan çocukların akıbetine dair birçok iddia ortaya atılmıştı. Çocukların tarikatlar tarafından kaçırıldığına dair iddialar da kamuoyunun gündemini oldukça meşgul etmişti. Anadolu Ajansı’nın haberleri üzerinden giderek bu iddiaları bir değerlendirelim. Öncelikle İHH İnsani Yardım Vakfı şöyle bir açıklama yapmış: ”Vakfımızın çocuklar için herhangi bir evi olmadığı gibi deprem bölgesinden çocuk getirip evlere yerleştirme çabası da yoktur. Vakfımız, depremin ilk saatlerinden itibaren deprem bölgelerinde arama kurtarma ve insani yardım çalışmalarına AFAD koordinasyonunda aralıksız devam etmektedir.” [4] Ancak daha sonra Bakanlık tarafından yayınlanan bir beyanda ise “Çocukları ve annelerini İstanbul’a getiren İHH gönüllüsü Aynur Akdeniz. Ancak ilişkileri Hatay Kırıkhan’dan beri var. Bu çocuklar ve anneleri Kırıkhan’da zaten beraberler. Çocukların babaları yok. Anneler ve çocukları var sadece. Depremden önce vefat etmiş veya yoklar. Burada kalan çocuklar Suriyeli mülteci. Bakanlık personelleri gidip gerekli denetimleri yaptı. Hepsinin annesi orada. Herhangi bir aykırılık yok.”[5] ifadelerine yer verildi. Devletin tarikat ve cemaatlere gösterdiği sempatiyi biliyoruz. Ancak önce yok denilen ve sonrasında kabul edilen ve açıklanan bir durum söz konusu. Ne kadar muteber bir yapıymış ki travma yaşayan çocukların ve annelerinin sorgusuz sualsiz bir kadınının evine yerleştirilmesine ses çıkarmamış Bakanlık.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın depremzede çocukları ne kadar “ciddiye” aldığını örneklerle inceleyelim. Evrensel’de yer alan bir habere göre Allah’a şükür sonradan bulunabilen bir depremzede çocuğun hikayesi şu şekilde: “3 yaşındaki N., Hatay’da enkazdan bilinci açık şekilde çıkarıldıktan sonra amcasının eşliğinde en yakın hastaneye götürüldü. N.’nin Mersin Şehir Hastanesi’ne sevk edilmesine karar verildikten sonra yer olmadığı için amcası ambulansa alınmadı. Ertesi gün Mersin Şehir Hastanesi’ne giden amcaya N.’nin hastanede olmadığı ve nereye götürüldüğünün bilinmediği söylendi. Mersin ve çevre illerdeki tüm hastanelerde aranan N. 41 gün sonra İstanbul’da bir hastanede bulundu.”[6] Yahu siz bir çocuğu Mersin’deki bir hastaneden alıyorsunuz ve haber vermeden İstanbul’daki bir hastaneye gönderiyorsunuz. Ailesinin 41 gün boyunca ne düşündüğünü ve nasıl kahrolduğunu idrak etmekten aciz insanlar mıyız? Başka bir çocuğa dair Alican Uludağ tarafından kaleme alınan bir haberde kayıp çocuğun babası şu cümleleri kullanmış: “Savcı, Adıyaman’da 2 bin 500 çocuğun hiçbir DNA örneği veya fotoğraf alınmadan defnedildiğini söyledi. DNA örneği ve fotoğraf alınanlar arasında ölen büyük oğlum var ama Furkan yok. Ne fotoğrafta çıktı ne de DNA’da. Başvurmadığım yer kalmadı gibi. CİMER’e de başvurdum. Aile Bakanlığı’na başvurdum. Adalet Bakanı ile görüştüm. Valiliğe gönderdi. Olmadı. Onun üzerine biraz araştırma yaptılar ama sonuç alınamadı. Her hafta savcı değişiyor, konuyu yeniden anlatmak zorunda kalıyoruz. Artık yoruldum, psikolojik olarak yoruldum. Ruh sağlığım bozuldu”[7] Çocuğunun izini hastaneden sonra kaybeden acılı bir anne ise “Sedyede yatan bir kızın fotoğrafını gördüm. Benim kızım o. Annesiyim ben… Burnundan, çenesinden tanıdım. Ebrar Sitesi’nde kime sorsam ‘Aybüge çıkarıldı’ dedi. İzmir Tepecik Hastanesi’ne gönderildiğini öğrendim. Hastane kaydında da çıktı. Hastane yetkilileri ‘Hastane girişi yapıldı ama tedavi olmadan gitti’ dediler. Depremden çıkan birini nereye, nasıl gönderiyorsunuz? Kızımın hafızasını kaybedip, hatırlamadığını düşünüyorum. Kızım kaybolmadı, kaybettiler” siteminde bulunmuş.[8] Hastaneye götürülen ve kayıtları açılan çocuklar nasıl ortadan kaybolabilir? Gerçekten aklım hayalim almıyor.

Vatandaş devletten umudunu kestiği için çocuklarını özellikle sosyal medya, basın-yayın mecraları ya da ilanlar aracılığıyla bulmaya çalıştı. Evrensel tarafından 24/01/2024 tarihinde Afet Çocuk Sivil Koordinasyon Ekibinden Hatice Kapusuz ile yapılan bir söyleşi esnasında Kapusuz şu ifadeleri kullanmış: “Biz internet ve sosyal medya üzerinden oluşturduğumuz kayıp çocuk listesiyle hareket ettik, bizim elimizde yaklaşık 600 çocuğun olduğu bir liste vardı. Zamanla bu çocukların bir kısmının hayatını kaybettiğini, bulunduğunu teyit ettik. Ancak süreci tamamladığımızda yalnızca bizim listemizde 300’e yakın çocuk vardı”[9] Son durum hakkında ise maalesef ilgili kamu mercileri, deyim yerindeyse bu sorunun üstünü örtmek ve her şey yolundaymış gibi davranmakla meşgul. Bakın 6 Şubat 2024 tarihi itibariyle, yani bugün içerisinde, bu çocukların tamamı “ölmüş” olarak değerlendirilecek. Aslında kolluk kuvvetleri ve yetkili makamlar açısından büyük bir rahatlamak olacak herhalde. Çünkü bu çocukların ölü kabul edilmesi ve nüfustan düşürülmesiyle birlikte tüm arama faaliyetleri de sona erecek. Evladı olanlara sesleniyorum. Gözünüzün önüne getirin. Çocuğunuz enkazdan sağ çıkarılmış ve bir hastaneye kaldırılmış. Çocuğunuzun sağ olduğunu biliyorsunuz ama defalarca aramanıza, yetkili makamlarla onlarca kez konuşmanıza ve bakanlardan söz almanıza rağmen çocuğunuz bulunamıyor. 6 Şubat 2024’ten sonra ise birileri çıkıp sizlere “Eeee canım bir yıldır arıyoruz. Bulunamadı. Demek ölmüş. Artık nüfustan düşürün” diyebilecek pişkinlikte bu memlekette.

Son olarak Jeffrey Epstein ve Epstein adası hakkındaki iddialar da göz önüne alınırsa, burada niyetim spekülasyon yapmak değil, depremzedelerin akıl sağlıklarını muhafaza edebilmelerinin giderek zorlaştığını diyebilirim. İnsanlar haber alamadıkları çocuklarının Epstein örneğinde görüldüğü gibi eziyetten tutun istismara değin birçok suça maruz kaldıklarına ve bu tarz sapkın amaçlarla kaçırıldıklarına inanmaya başlamış vaziyette. Birçok depremzede de şu minvalde bir kanaat oluşmuş vaziyette: “Keşke depremde tüm sevdiklerimizle birlikte hayatımızı kaybetseydik. En azından deprem sonrasını görmezdik. Bu kadar acı çekmek zorunda kalmazdık. Şimdi yaşadığımız her gün eziyet çekiyoruz ve tekrar tekrar ölüyoruz.”  Benim için de durum farklı değil. Milyonlarca insan kendi kaderine terk edilmiş vaziyette. Ben bir millet olduğumuzu düşünüyordum. Meğerse biz sadece bir toplulukmuş. Ben her türlü vatandaşlık ödevimi yerine getirdiğim devletimiz tarafından yönetildiğimizi düşünüyordum. Meğerse sadece idare ediliyormuşuz. Geçenlerde Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu tarafından öldürülen Yunus Emre Göçer’in hayatının bedelinin 27,300 lira olduğunu hep birlikte gördük/öğrendik. Memlekete gönülden bağlı ve sorumluluklarını yerine getirmeye çalışan bir vatandaşın gerçek değerini anlamış olduk. Depremzedeler de elbette bu durumdan azade değilmiş.

DİPNOTLAR:


[1] https://www.ntv.com.tr/turkiye/turk-depremzede-cocuk-hollandada-bulundu,RJHgI79yNE-Lr0Apj2AvtA

[2] https://sputniknews.com.tr/20230525/bakan-yanik-hollandada-bulunan-cocukla-ilgili-konustu-cocugun-suriyeli-oldugu-bilgisini-edindik-1071576191.html

[3] https://twitter.com/BY/status/801869130899058692?lang=en

[4] https://www.aa.com.tr/tr/asrin-felaketi/ihhden-kimsesiz-depremzede-cocuklarin-istanbul-da-eve-yerlestirildigi-iddiasina-yalanlama/2823818

[5] https://www.aa.com.tr/tr/teyithatti/blog/depremzede-cocuklar-vakif-evlerine-teslim-ediliyor-iddiasi/1815453

[6] https://www.evrensel.net/haber/508928/depremden-bir-yil-sonra-kayip-cocuklar-nerede

[7] https://www.dw.com/tr/deprem-kay%C4%B1p-%C3%A7ocuklar-nerede/a-66005008

[8] https://www.gazeteduvar.com.tr/depremde-kaybolanlarin-aileleri-mecliste-deprem-kayiplari-arastirma-komisyonu-kurulsun-haber-1657564

 

[9] https://www.evrensel.net/haber/508928/depremden-bir-yil-sonra-kayip-cocuklar-nerede

 

Bültenimize Abone Olun

En son haberler ve özel duyurulardan haberdar olmak için abone olun